İslâm Düşüncesinde Bilimlerin Birliği

Felsefe İlminin İslami, Sosyal ve Tabii İlimlerle İlişkisi ve Bütünlük Sorunu
Prof. Dr. M. Cüneyt Kaya


İDE AKADEMİ 2020-2021 | DERS NOTLARI | 15 Şubat 2021

Felsefenin İslam Dünyasına İntikâli

  • İslam dünyasında felsefe, tercüme hareketleri ile ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu durum İslam dünyasında böyle bir düşünsel faaliyetin olmadığı anlamına gelmemekle beraber tercüme faaliyetleri öncesinde İslam dünyasında “felsefe” adıyla yapılan bir etkinlik de görülmemektedir.
  • Felsefe literatürü İslam dünyasına gelene kadar bin yıllık birikimle pek çok değişim, dönüşüm geçirmiş ve tasniflendirilmiş, müfredata kavuşmuştur.
  • Felsefe literatürü etrafında pek çok okul oluşmuş, bu okullar içinden İskenderiye okulunun müfredatı ve felsefe tasavvuru İslam dünyasına aktarılmıştır. Bu felsefe tasavvuru bir müfredata büründüğü için hangi bilimlerin hangi sırayla okutulacağı da netlik kazanmıştır. Her bir kitap bir ilim dalını kuran metin olduğu için bu bilimler ve kitaplar arasındaki ilişkiler de bilhassa İskenderiye’de ortaya konan müfredat çerçevesinde tesis edilmiştir.

Bilimlerin Sınıflandırılması

  • İslam dünyasında bilimleri sınıflama tasavvuru felsefenin intikali ile oluşmuştur.
  • Tercüme hareketleri sırasında naklî ilimler gelişme aşamasındaydı ve bu ilimlerin teşekkül süreçleri henüz tamamlanmamıştı. Aralarındaki ilişkinin ne olduğu netleşmemişti ve iç içe geçmiş yapılar söz konusuydu.
  • Felsefî ilimlerdeki sınıflama geleneği ve düşüncesi intikal süreci sonrası naklî ilimlerin de sınıflandırılmasında önemli rol oynamıştır.

Fârâbî

  • Fârâbî bilimlerin tasnifine “bilimlerin sayımı” der. Aklî ilimler veya felsefî ilimler şeklinde bir ayrıma gitmez. Ona göre bilim, İhsâü'l-Ulûm yani bilimlerin sayımından ibarettir.
  • Fârâbî fıkıh ve kelamı da bunların içine dahil eder. Bu durum Fârâbî’nin bilim olarak bu iki ilmi kabul ettiğini göstermektedir.
  • Fârâbî’nin tasnifinin bir diğer yönü, dil bilimini sistemin içine dahil etmesidir.
  • Fârâbî oluşturduğu tasnifinde pratik felsefe alanı ile ilgili bir yenilik getirmiştir. Teorik-pratik ayrımını yapmadan bir tasnif sunmuş olması bakımdan da ilginçtir. Pratiğe denk gelen kısmı “medeni bilim” adıyla adlandırmıştır.
  • Ona göre medeni bilim ahlak ve siyasete odaklanmış bir bilimdir ve ev yönetimi devre dışı kalmıştır.
  • Fârâbî’de din anlayışları, dinin toplumsal ve siyasi rolü çok baskındır. Onun için iki temel dini bilim olan fıkıh ve kelam bu medeni bilimin altında yer alır.
  • Fârâbî’ye göre bir dinin fıkhı ve kelamı mutlaka olmak zorundadır.

İbni Sina

  • İslam düşüncesinde İbni Sina’nın bilimlerin sınıflandırılmasında en kapsamlı eserlerden biri olan Aksâmu’l-Hikme ve Tafsîluha adlı eserindeki felsefe tasnifi, sonraki geleneği de derinden etkileyen bir tasniftir.
  • İbni Sina tasnifinde Aristotelesçi geleneğe tabi olmakla kalmamış, kendi görüşlerine de yer vererek tasnifi mütekamil bir hale getirmiştir.
  • Bu tasnifte felsefe “teorik” ve “pratik” olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Mantık ise felsefenin aleti olarak üçüncü bir alan dahilinde ayrıca sınıflandırılmıştır.
  • Teorik Felsefe: Hak/hakikat/doğru/gerçek olanı hedefler.
  • Pratik Felsefe:İyi” olanı yani “hayr” ı hedefler.
  • Teorik Felsefe: Tabiat, matematik, metafizik olmak üzere üçe ayrılır.
    • Tabiat bilimi: Duyularımıza konu olan varlık alanı olarak tabiat bilimini İbni Sina temel bölümler ve alt bölümler olarak yani “usûl” ve “fürû” şeklinde ayırır ve bu ona has orijinal bir ayrımdır. Temel bölümler Aristoteles’in her biri bir ilime denk gelen eserlerine tekabül edecek şekilde ayrılmıştır.
    • Matematik bilimi: Gerçeklik olarak dış dünyada cisimlerle iç içe bulunan ancak cisimlerden soyutlayabildiğimiz nicelik alanını incelemektedir.
    • Metafizik: Kendisi cisim olmayan ve cisimde de bulunmayan metafizik ise varlıkları incelemektedir. Ana konusu, tüm var olanlar için var olmaları bakımından onlara ilişen kavramları incelemektedir ki bugün felsefede ontoloji denilmektedir. Zorunluluk, imkân, imkânsızlık, varlık, yokluk, teklik, çokluk, potansiyalite, aktüalite, külli, cüz’i, ezeli, hadis vs. gibi tüm bu kavramlar ontolojinin temel kavramlarıdır. Bu kavramlar İslami gelenekte, özellikle Kelam disiplininde karşımıza tekrar çıkacaktır. Metafiziğin bir diğer ilgisi; bilimlerdeki temel unsurlar, ilkeler ve bunlara dair yanlış görüşlerin çelişkisinin ortaya konulmasıdır.
  • İbni Sina'nın önceden karşılaşmadığımız metafiziğe alt bölüm olarak yerleştirdiği iki kategori olan vahiy ve peygamberliğin nasıl gerçekleştiğinin bilgisi dikkat çeker.
  • Teorik felsefe alanı bizim bilgimizden bağımsız bir alan iken pratik felsefe alanı bizim yapıp etmelerimizi konu edinen bir alandır.
  • Bu alanda insanın eylemleri vardır ve üçe ayrılır;
    • Bu eylemler insanın yetkinleşmesi noktasında, kötü huylardan arınması, iyi huylar edinmesi açısından ahlak bilimini doğurur.
    • İnsanın sosyal bir varlık oluşu, onun öncelikle ailenin bir parçası olarak ilişki ağları, ev yönetimi denilen bir başka eylem boyutunu ortaya çıkarır.
    • İnsanın toplumsallığı şehir hayatında veya devlet işinde kendini gösterir. Bu da siyaset alanını doğurur. İbni Sina siyaseti, “yönetim ve yönetici ile ilgili bölüm” ve “Peygamberlik ve din ile ilgili bölüm” olmak üzere ikiye ayırır.
  • Felsefenin aleti olan mantık ise doğru düşünmenin kurallarını veren ilimdir ve Aristoteles’in Organon isimli eseri çerçevesinde kendini gösterir.

Felsefenin İslami, Sosyal ve Tabii İlimlerle İlişkisi

  • Tabii bilimler, matematik gibi müspet bilimlerin hepsi, sınıflandırmada felsefenin içindedir.
  • Aklî bilimler tüm insanlığın ortak ürünü olduğu düşünülen ilimlerdir.
  • Naklî bilimler ise, nakli yani vahyi ve peygamberin sünnetini verili olarak kabul edip onun üzerine aklî bir tefekkür inşa eden bilimleri ifade eder.
  • Bu sınıflandırmada aklî bilimler yansıra İslami bilimler naklî bilimler kapsamındadır. Bu nedenle bu sınıflandırmada İslami ilimler görünmemektedir.
  • Felsefe kendisini dini, toplumsal, etnik anlamda herhangi bir yerellikle sınırlandırmamayı ilke olarak kabul eder. Aklın evrensel ilkeleri, düşünmenin evrensel pratikleri çerçevesinde varlığa yönelik bir anlamlandırma çabası olarak görür ve bununla dinlerin ortaya koyduğu bu yöndeki veriler arasındaki ilişkiler, irtibatlar, etkilenmeler söz konusudur.
  • Örneğin metafiziğin içerisindeki Tanrının varlığı ve birliği meselesi, Tanrı-Âlem ilişkisi, vahiy, peygamberlik ve meâd meselesi, doğrudan doğruya kelam ilmi ile irtibatlı meselelerdir ancak felsefeciler bunu kelamcılardan daha farklı bir şekilde yorumlar.
  • İbni Sina’nın siyasetle ilgili söylediklerinin de fıkıh bağlamında birtakım kesişim kümeleri oluşturduğunu söylemek mümkündür.
  • Sosyal bilimler ve beşerî bilimler ile felsefenin ilişkisi modern isimlendirmeler olup bunların tarihte karşılıkları yoktur.
  • Bu kapsamdaki bilimlerin sadece bir kısmının isimlendirme ve içerik olarak da modern olduğunu hatırda tutmamız gerekmektedir. Antropolojinin, iletişimin, arkeolojinin, tarihte mütekabillerinie rastlamak mümkün değildir.
    • Sosyoloji için de aynı şey söylenebilir. Örneğin İbni Haldun, Umran İlmi diye bir ilim kurar; bugünkü sosyolojiye biraz benzetebileceğimiz bir yönü olabilir. Ancak o da modern sosyoloji ile tam olarak benzer değildir.
  • İsmen karşılık bulabileceğimiz disiplinlerin ise bu bilimlerin modern hallerinden oldukça farklı olduğunu dikkatten kaçırmamalıyız. İsim benzerliğinden hareketle hemen bir örtüşme bir mütekabiliyet ilişkisi kurmak çok doğru olmayacaktır.
    • Örneğin psikoloji bu tasnifin içerisinde bir yerde vardır; Aristoteles’ten beri ilmü'n nefs diye bir ilim olduğu bilinmektedir. Aristoteles Peripsukhe adında bir kitap yazmış, İslam dünyasında “kitâbü’n-nefs” diye tanınmıştır. Onun üzerine büyük bir literatür vardır ama bu bizim bugün anladığımız anlamda psikoloji değil başka bir tür psikoloji veya klasik bir psikolojidir.
    • Aristoteles-Platon çizgisinden gelen, tüm dünyada hâkim olan bir siyaset anlayışının tezahürü olarak siyaset de bu sınıflandırmada vardır. Ancak bugün siyaset bilimi bölümlerinde okutulan bu siyaset değildir.
  • Klasik İslam medeniyetinde edep ilimleri denilen bir başka küme daha vardır. Bu kümenin içerisinde, bugün sosyal ve beşeri bilimler denilen alanların bir kısmı ile örtüşen yönler olabilir.
    • George Makdisi’nin () Batı ile mukayese ederek incelediği İslam’ın Klasik Çağında ve Hristiyan Batı’da Beşeri Bilimler adlı eserinde görüldüğü gibi İslam dünyasında şiir, belagat, hitabet, mektup yazma sanatı, tarih, ahlak, belki coğrafya gibi alanlar, aslında naklî ilimler ve aklî / felsefî ilimler tasnifinin dışında kalan alanlardır.  Bunlara zaman içerisinde edep ilimleri / edebi ilimler, bunlarla ilgilenenlere de udeba/edip denmiştir. 
    • Şairler, gramerciler, dil alimleri, meşhur hatipler, tarihçiler, güzel yazı yazanlar, edebi bir üslupla yazı yazan insanlar dahildir. Bilhassa bürokratlar bu bilimlerin gelişiminde çok önemli bir role sahiptir. Emeviler’in son döneminden itibaren Abbasiler’de bilhassa gelişen bürokrat sınıfı bu edebi bilimlerin gelişiminde önemli rol oynamıştır.
  • Felsefî ilimlerle dini ilimlerin ilişkisinin ne olduğuna bakmadan önce İslam filozoflarının dinden ne anladığını, din öğretisini biraz daha yakından incelemek gerekir.
  • Din öncelikle siyasi ve toplumsal düzen ile ilişkili bir şeydir. Peygamberin varlığı, insanın toplumsal varlığı üzerinden gerekçelendirme çabasıdır.
  • Aristoteles’ten beri bildiğimiz; “zo on politikon” insan politik bir hayvan, canlı, yani ‘الانسان مدني بتبع” İnsan toplumsal bir varlık olduğuna göre hem bireysel varlığını sürdürebilmesi hem de türünün devamını sağlayabilmesi için insanın bir arada yaşaması, bir ortaklık yani müşareket içinde olması gerekir.
  • Eşitler arasında herhangi birisinin adaleti tesis etmesi İbni Sina'ya göre mümkün değildir. Bu nedenle yine bir insan olan ama ilahi bir teyide, ilahi bir desteğe mazhar olan yani vahiy alan bir insanın yasa koyucu olarak bu insanlar arasında, toplumsal hayatın düzenleyicisi olarak bulunması gerekmektedir. Başka türlü insanın toplumsal varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Siyasi bir figür olarak karşımıza çıkan Peygamber bir toplum inşa eden, bir devlet kuran ve onun yasalarını da vaz eden kişidir.
  • İbni Sina’ya göre ilahi dinlerin felsefeye kaynaklık ettiği bir vakıadır. Teorik felsefe açısından ilahi dinler teorik felsefeye, fizik, matematik ve metafizik gibi bilimlere ima ve işaretler yoluyla ilham kaynağı olmuştur.
  • Pratik felsefe açısından ise durum biraz daha farklıdır. İbni Sina'ya göre, dinlerin öncelikli hedefi pratik alanı, insanların kötü eylemlerden iyi eylemlere doğru ahlakını değiştirmektir. Yeni bir toplumsal düzen kurmaktır.
    • İbni Sina pratik alan ile ilahi din arasındaki bu sıkı ilişkiden hareketle yeni bir disiplin inşa etmeye teşebbüs eder. Ancak bu sadece bir teşebbüs olarak kalır.
    • İbni Sina Şifa adlı meşhur ansiklopedisinde metafizik kısmının sonunda pratik felsefeye dair kısa bir bölüm ayırır.
    • Bir peygamberin varlığı, insanın toplumsallığı bağlamında ne inşa eder, ispat eder sonra peygamber bir toplumda ne tür yasalar koyar? Metafizik alanda aile hayatıyla, ekonomik hayatla ilgili, toplumsal, ahlaki ve siyasi hayati üzerinde ne tür tümel yasalar koyar? İbn Sina’nın bu yasaları tespit etmeye ve bunların arka planındaki amaçları, maksatları, makasıdı belirlemeye çalıştığı görülmektedir.
    • İbni Sina, aynı zamanda Hanefi fakihi ve kadıdır. Bunları da kullanarak bir çerçeve sunmaya çalıştığı görülür. Hem nakli bilimlerle hem kelam ile irtibat halinde olabilecek onlara da ilkelerini veren metafizikten aldığı teorik çerçeveyi pratik alana yansıtabilecek yeni bir disiplinin İbni Sina tarafından inşa edilmiştir.

Videolar