Taha Abdurrahman-II
(1944-)


İDE AKADEMİ 2020-2021 | DERS NOTLARI | 8 Ocak 2021

Mantık Anlayışı

  • Taha Abdurrahman’a göre bütün İslami ilimlerin “tecdide” ihtiyacı vardır. Bu tecditte “dışardan ve içerden müdahaleler” şeklinde ikili bir ayrıma gitmiştir. Dışardan müdahaleleri özellikle paradigma farklılığından dolayı kabul etmemiş, içeriden müdahalelerle bu ilimlerin sürekli yenilenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Usûl-i Fıkhı da bu açıdan ele almıştır.
  • Dr. Ahmed Mune’nin kaleme aldığı “مداخل تجديد علم الأصول عند طه عبد الرحمن” isimli eser, Taha Abdurrahman’ın usul-i fıkha dair görüş ve eleştirilerini güzel bir şekilde ele almıştır.

Usûl-İ Fıkıh- Mantık İlişkisi

  • Taha Abdurrahman’a göre araştırmalarda mantık ilmi, ihtiyari bir ilim değil, ıztırari bir ilimdir. Kendisi de İmam Gazali gibi “Mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz, ilim ve araştırma yapamaz” demektedir. Ona göre Mantık ilmi, ulum-u islamiye ile iştigal eden her insan için zorunlu bir ilimdir. Mantık ziynet ve süs kabilinden bir ilim değildir.
  • Mantık olmadan usul ve metodoloji olmaz. Herhangi bir akademik yazım, araştırma ve düşüncede ilmilik vasfı, mantıkiliğe bağlıdır. Mantık kaideleri olmadan insan, ilmi bir şeyi konuşamaz ve yazamaz.
  • Gazali'nin mantığa verdiği “Mi’yaru'l-İlm” ismini Taha Abdurrahman da verir.
  • Bizim tarihimizde mantık ilmine yapılan itirazlara karşı çıkar ve “من تمنطق تزندق” (Mantık okuyan zındık olur) ifadesini çok eleştirir ve yanlışlığını ifade eder. Buna karşı “من تشرع وتمنطق فقد تحقق” (Her kim şer’i ilimlerle uğraşır ve aynı zamanda mantık ilmine vakıf olursa, hakikate erer, doğruyu bulur) der.
  • Dil bilimleri, Kelam ilmi ve epistemoloji ancak mantık ilmiyle kurulabilir.
  • Taha Abdurrahman, “Bir ilim, eğer bizi ahlaka götürüyorsa ilimdir” diyerek ahlaktan kopuk hiçbir ilmi, ilim saymaz Aynı zamanda kendisi mantık ilmi ile ahlak ilmi arasında ilişki kurar. “Eğer mantık ilmi bizi iyi, doğru davranışa götürmüyor ve farazi bir şey olarak kalacaksa, bunun bir anlamı olmaz” demektedir.
  • Aklın kanunlarıyla ahlakın kanunlarını birbirinden ayıramayız. Aklın fonksiyonu, insanı ahlaka taşımasıdır.
  • Taha Abdurrahman’a göre mantık sadece aklın kanunlarıyla ilgilenmez, davranışın kanunlarıyla da ilgilenir ve davranışın kanunları ahlaktır. İşte bu aklın kanunları ifadesinde Aristo’dan ayrılır, Yunan ve batı mantığını, batı felsefesini eleştirir.
  • Ona göre akıl, bir cevher değildir, insanın bir faaliyetidir.
  • Taha Abdurrahman aklı üçe ayırmıştır:
    1. Akl-i Mücerred
    2. Akl-i Müsedded
    3. Akl-i Müeyyed
  • Akl-i Mücerred (mücerred akıl) sadece eşyanın zahirini tespit edebilen akıldır, hakikatini bulamaz. “Tavsifi” bir akıldır, size sadece adres tayin eder. Mücerred akıl, tek alemi görür. Sadece mülk alemini, şehadet alemini görür; melekût alemini göremez. Gayb alemine vakıf olamaz.
    • Mücerred akıl, külli gayeleri de bulamaz. Bu nedenle fakihin aklı eğer mücerret akıl ise makasıdı, mefasid olarak görür. Makasıdı anlayamaz. Külli gayeleri tespit edemez. Sadece metinleri tercüme eder.
    • Mücerred akıl sahibi bize sadece metinleri tercüme edebilir. İctihadda bulunamaz, istinbatta dahi bulunamaz.
    • Mücerred akıl “جمود على الظاهر”, yani zahir üzerinde donar kalır, eşyanın arka planını göremez. Mücerret akıl, araçsal bir akıldır. Külli gayeleri bulamaz.
  • Müsedded akıl ise amel ve davranışla desteklenen akıldır.
    • Sadece teori değildir, aynı zamanda pratiktir.
    • Müsedded akıl, celbi maslahatın ne olduğunu bilir. Def’i mazarratın ne olduğunu bilir.
    • Müsedded akıl mücerred aklın aksine hikmeti de bilir. O hükümlerin dayandığı değerleri de bilir.
  • Müeyyed akıl (te’yid edilmiş akıl) ise mücerret akıl nasıl ki eşyanın zahirini bilebiliyordu, müeyyed akıl işin batınını da iç yüzünü de bilir. İnsanın eşyanın hakikatine vakıf olmasını sağlar.
  • Taha Abdurrahman bu akli mücerret, müsedded ve müeyyed taksimini çok farklı alanlarda -fıkıhta, kelamda, mantıkta ve usulde- tatbik eder. Mesela ona göre iman, akl-i mücerreddir; amel, akl-i müseddeddir; ihlas ise akl-i müeyyeddir. Yahut Cabiri’nin “beyan, burhan, irfan” dediği şeyi tersine çevirir; “beyan, akl-i mücerreddir, burhan akl-i müseddeddir, irfan ise akl-i müeyyeddir” der.
  • Tasavvufu da buradan hareketle “akl-i müeyyed” olarak değerlendiriyor.
  • Taha Abdurrahman, modernite eleştirisinde ise “Modernite mücerret akla dayanıyor. Modernitede müsedded ve müeyyed akıl yoktur.” demektedir.
  • Bu üçlü akıl taksimiyle ilgili müstakil bir kitabı vardır. Bu kitabının adı: “اللسان والميزان أو التكوثر العقلي” (Dil- Mantık ve Akli Çoğulculuk).
  •  Taha Abdurrahman’ın müstakil olarak modernite eleştirisine dair kaleme aldığı “Ruhu’l-Hadâse” yani “Modernitenin Ruhu” adlı bir kitabı da vardır.
  • İki çeşit mantık vardır: 1. Klasik mantık ve 2. Modern Mantık.
  • Klasik mantık söylem ve nutuk; modern mantık ise daha çok matematik üzerine bina edilmiştir.
  • Mantık ilminde üç kavram çok önemlidir. 1. Söz, 2. İntikal, 3. Talep.
  • Söz, zaten mantığın bir çeşididir ve mantığın sadece dilsel boyutudur. Mantığın bu seviyesinde kalan insan zahiri olur. İbn Hazm’ın zahiriliği -ki mantıkla ilgili eseri de vardır- buradan kaynaklanır.
  • İntikal, eldeki bir bilgiden başka bir bilgiye ulaşmaktır. Başka bir bilgiyi elde etmektir. İşte burada istinbat ve kıyas vardır.
  • Talep ise bir şey zihinde var olduktan sonra onun bizatihi tahakkuk etmesini talep etmektir.
  • Mantık ilminin bütün tanımlarını topladığımızda mantık ilmi; söz, intikal ve talep kavramlarından ibarettir.
  • Taha Abdurrahman da bu üç kavramı dikkate alarak mantığı şöyle tarif ediyor: “ المنطق علم يبحث في قوانين الانتقال  من اقوال مسلم بها الي اقوال مطلوبة”. Mantık ilmi, intikal kanunlarıdır. Yani eldeki veriden, bildiğimiz bir şeyden bilmediğimiz bir şeye intikal etme kanunlarıdır. Bunu da eldeki müsellem bazı önermelerden istediğimiz önermelere varacağız”.
  • Mantık ve usul ilmi arasındaki ilişkiyi anlamak için “lüzum (iktiza, zorunluluk)” kavramını da bilmek gerekiyor. Örneğin; bir insanın varlığı, zorunlu olarak anne ve babasının da varlığı manasına gelmektedir. İşte buna “lüzum” denir.
  • Taha Abdurrahman lüzum kavramını ele alınca mantığı şöyle tarif ediyor: “المنطق علم يبحث في قوانين اللزوم” “Mantık ilmi, lüzum kanunlarıdır, yani zorunluluk kanunlarıdır.” Bu açıdan Taha Abdurrahman’a göre “usul ilmi, bir lüzum ilmidir”  Madem mantık da lüzum ilmidir, öyleyse usul ilmi bir mantık ilmidir.
  • Lüzum eşittir istidlaldir. İstidlal olmadan zorunluluk bulunmaz. Lüzum ve istidlal nasıl ki mantık ilminin olmazsa olmazıdır, usul ilminin de olmazsa olmazıdır. Taha Abdurrahman’a göre, “İslam medeniyetinin mantığı, usul ilmidir.”
  • Taha Abdurrahman, “Mantık, usul-i fıkhın bir parçasıdır” diyen İmam Gazali’den ayrılarak, “Usul-i fıkıh ilmi, mantık ilminin bir parçasıdır, hatta mantık ilminin kendisidir” demektedir.
  • Taha Abdurrahman “el-Lisanu ve’l Mizan” kitabında “Tekevsuri’l-Akli” teorisiyle Aristo mantığına karşılık “İslam mantığını” inşa ediyor.
  • Her ne kadar İmam Gazali İbn Sina’yı eleştirse de, bununla beraber İmam Gazali’nin mantıkla ilgisini ele alan araştırmacılar genelde İbn Sina'nın ‘Şifa’sından ve ‘Tenbihat’ından aldığını söylerler.
  • İbn Hazm, mantığı dilden ibaret gördüğü için “indirgemeci mantıkçıdır.”
  • İmam Şafi’nin beyan nazariyesi de aynı şekilde mantığı dil ile sınırlı kabul eden bir anlayıştır.
  • İmam Gazali, “iltizam” kaidesini işleterek mantıkta ikinci büyük adımı atmıştır.
  • İbn Teymiyye ise mantığı sadece insanda var olan bilgi olarak kabul eder. Bu sebeple mantığı aşağılayan kitap kaleme almıştır.
  • Taha Abdurrahman bu anlatılar üzerine şöyle der: “Madem düşünce biçimleri farklıdır ve her medeniyetin kendine özgü bir felsefesi vardır. Bütün dünyada bütün insanları bağlayan, herkesin takip edeceği bir felsefe olmaz. Her medeniyetin kendine özgü bir düşünce biçimi olduğu gibi her medeniyetin kendine özgü bir felsefesi; her dilin, her kültürün, her medeniyetin farklı bir düşünce biçimi vardır.”
  • Taha Abdurrahman kendimize özgü bir İslam felsefesi inşa etmeye çalışır.
  • Mantıktaki zorunlu ilişkiden hareketle iki çeşit mantıktan söz edilir:1. Sınai mantık ve 2. Tabii mantık.
  • Sınai mantık daha çok “suri mantıktır”. Dolayısıyla daha çok burhani lüzum ve iktiza üzerine bina edilir. Suri mantık matematiktir hesap ile çalışır
  • Tabii mantık, suri değildir. Hitaba dayalıdır ve beyanidir.
  • Bu ikili tasnif İbn Haldun’a aittir. İbn Haldun burhani ile beyaniyi birleştirir. Birleştirdiği için farklı bir tarih okuması yapmıştır. İbni Rüşd ve Gazali'den bu açıdan farklı düşünür.
  • Netice olarak Taha Abdurrahman “Nasıl ki tek felsefe yoksa tek metodoloji de olmaz. Tekçi felsefe ne kadar yanlı ise tekçi metodoloji de olmaz.” Demektedir. Bu noktadan hareketle ihtilafın meşru olduğunu söyler.
  • Dinin tabiatı, insanın tabiatı, nassın tabiatı ve dilin tabiatı farklılık arz ettiği için farklı metodolojiler olabilir. Hepsinin varlığı İslam medeniyetine bir hareket ve canlılık kazandırır.
  • Taha Abdurrahman’a göre usul-i fıkıhtaki metodolojinin üç önemli boyutu vardır:
    1. Moderndir (el-hadâse): Çeşitlilik arz edebilir. Farklı çeşitler meşrudur. Bunun üç şartı vardır: a. Rüşd vasfı: Kendine özgü olacak, b. Nakd: Eleştirel olacak, c. Şümul: Siz onu alıp genel olarak bütün metinlerde kullanabileceksiniz. Bu açıdan “bizim usulümüz modern bir usuldür” diyor.
    2. Tekâmüldür (bütüncü): Çünkü metodolojisi içindeki istinbat kaideleri, istidlal kaideleri, epistemolojisi, dile bakışı bütün bunlar bütüncüdür. Siz bunu alıp hadiste de kullanırsınız, tefsirde de kullanırsınız. Hatta sadece günlük hayatta sadece fıkıhta değil bütün ilimlerde kullanabilirsiniz.
    3. Vesiliyyedir: Yani başka ilimlerden de yardım alabilendir.
  • Taha Abdurrahman, usulümüzün modern (el-hadâse) olabilmesi için üç şarta haiz olması gerektiğini söylüyor. Bunlar: a. Rüşd vasfı (kendine özgü olacak), b. Nakd (eleştirel olacak); c.  Şümul (siz onu alıp genel olarak bütün metinlerde kullanabileceksiniz).
  • Taha Abdurrahman: “Mantık ilmiyle usul ilmi arasında ayrılmaz bir bütünlük vardır. O takdirde siz içeriden müdahaleyle usul-i fıkhı sürekli yenilenebilir bir metodoloji olarak kurabilir ve yolunuza bu şekilde devam edebilirsiniz” demektedir.
  • Yeni usul arayışı içerisinde olanlar arasından kadim usulümüzün güncelliğini ve nasıl güncellenmesi gerektiğini Taha Abdurrahman kadar güzel ortaya koyan bir ilim adamı yoktur.