İmam Şafiî'nin er-Risale Adlı Eserinin Tahlili II


İDE AKADEMİ 2020-2021 | DERS NOTLARI

Er-Risale;

  • Risale, hem usul-i fıkıh literatürünün ilk habercisi olması hem de Müslümanların sistemli düşünme vadisinde ortaya koydukları ilk eser olması özelliğini taşımaktadır. Bu bakımdan İslam felsefesi ile ilgili araştırma yapılacak ise Meşşai yaklaşımların etkisiyle metafizik problemlerin başlamasından önce bu alanda aranmalıdır. Bu bağlamda Risale, araştırmalar için ilk basamak teşkil etmektedir. Mustafa Abdurrazık, bu yargıyı dile getiren ilim adamlarından bir tanesidir.
  • Bu metnin vurgulamak istediği en önemli problem Hz. Peygamberin dindeki otoritesi ve onun açıklamaları olmaksızın Kur'an’ın sağlıklı şekilde anlaşılmayacağını ifade etmesidir. Şafiî'nin ısrarla üzerinde durduğu konulardan bir tanesi olan haber-i vahidin ciheti meselesidir. O, haber-i vahidin tanımını şöyle yapmaktadır; teker teker ravilerin birbirine aktarımı ile peygambere kadar veyahut peygamberden değil de daha aşağı tabakadan bir raviden geliyorsa, sahabe ve tabiin gibi onlara kadar uzanan bir çizgiyle haber gelmişse buna haber-i vahid denilir.
  •  Şafiî’nin haber-i vahid'e yüklediği anlam lügat manasıyla örtüşmektedir. O aynı zamanda “haber-i hâssa” tabirini kullanmıştır. Daha yaygın rivayetle nakledilenler için “haber-i amme” tabirini kullanmış ve bunların delil olarak kullanılması için birtakım şartların gerçekleşmesi gerektiğini dile getirmiştir.
  • Ravi, dini bakımdan güvenilir ve söylediği sözde doğru olan, aynı şekilde rivayet ettiği şeyleri kavrayabileceği biri olmalıdır. Lafızların hangi anlama geldiğini bilmelidir. Rivayeti nasıl işitmiş ise aynı lafızları kullanarak nakletmelidir. Manayla rivayet dediğimiz hususu tercih etmemelidir. Çünkü mana ile rivayette anlamın ortaya koyacağı o farklılıkların bilincinde olmazsa haram olan bir ifadeyi helale çevirebilir.
  • Şafiî'nin haber-i vahidin hucciyetini ispat sadedinde bazen şahitlik meselesi ile mukayeseye gittiğini görmekteyiz. İmam Şafî: ''bir hadiste tek bir ravi kadın da olsa bunun rivayetini kabul ederim ama şahitlik konusunda böyle davranmam'' demiştir. Bazı noktalarda rivayet ve şahitlik arasında bir yakınlık olduğunu ama bazı noktalarda da farklılıklar bulunduğunu dile getirmiştir. Şafiî, şahitlik ile rivayet arasında adil ve güvenilir olma şartının ortak olduğunu ifade etmiş ancak dini bir bilginin intikali söz konusu olduğu için rivayetin daha yaygın olması gerektiğini ve şahitlik nisabında aranan diğer şartların rivayetlerle alakalı konularda geçerli olmadığını ifade etmiştir.
  • Rivayetin ne kadar önemli olduğunu ifade etmek için uzun bir bölüm ayırmıştır. Hatta burada Hz. Peygamberden hadis rivayet etmenin ehemmiyetine binaen birtakım nakillerde bulunmuştur. Burada en büyük günahlardan bir tanesini peygamberin söylemediği bir şeyi ona izafe etmek olarak dile getirmiştir.
  • İmam Şafî haber-i vahidin hucciyeti ve rivayetin bağlayıcılığını yine rivayetle ispat etme gibi bir yol takip etmiştir. Peygamberin sağlığında ondan bir haberi bir kişinin nakletmesi ile vefatından sonra bu şekilde yapılan nakilleri aynı şekilde değerlendirmeyi çok sağlıklı bulmamaktadır. Şafiî peygamberlerin gönderilmesi ile ilgili ayetleri haber-i vahidin hucciyeti için delil olarak kabul etmektedir.
  • O, Muaviye ile Ebu Derda arasında geçen bir rivayeti ele almıştır: Muaviye, ganimetlerden elde edilen gümüşten bir su kabını satıyor. Ama karşılığında ödenen para gümüşten daha fazladır. Ebu Derda, bunun Hz. Peygamberin sünnetinde olmadığını ifade ettiğinde, bunda bir beis görmüyorum cevabını almıştır. O zaman Ebu Derda; ''ben sana Hz. Peygamberin bir sünnetini söylüyorum sen bana bunda bir beis görmediğini söylüyorsun. Bundan sonra seninle aynı memlekette ikamet etmem'' şeklinde bir cevap vermiştir. Şafiî, burada Ebu Derda'nın tavrını ön plana çıkarmıştır. 
  • Şafiî, rivayet tekniği ve sünnet anlayışı bakımından önemli nakillerde bulunmaktadır. Bir uygulamanın sünnet olduğunu benimsemek için tek rivayeti kabul etmeyen kişilere karşı Şafiî,  bu şekilde sünnet ortaya konulabileceğini ifade etmiştir. Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve diğer talebeleri, haber-i vahidleri Kur'an ve diğer hadislerden gelen rivayetler ile daha güçlü malzemeden elde edilen maruf sünnete ve bunlardan elde edilen ilkeler ile mukayese ediyorlar. Bu mukayeseyi geçemeyen rivayetlerle amel etmiyorlar. Ancak Şafiî, bu tavrı kabul etmemektedir. Ona göre bu tavır doğrudan doğruya sünnete ait olan bir verinin reddedilmesi demektir.  Şafiî'ye göre bir tane rivayetle o verinin sünnet olduğu ifade edilebilir.
  • Şafiî, tabiin tabakasındaki büyük fakihleri teker teker zikredip hepsinin haber-i vahidin delil olduğu konusunda ittifak ettiklerini dile getirmiştir. Dolayısıyla haber-i vahidin delil olması aynı zamanda ittifakla kabul edilmiş olan bir bilgidir.
  • Ona göre haber-i vahid ile amel eden bir âlim, bir konuda bir haberi bırakıp onunla amel etmiyorsa bu ancak şu gerekçelere dayanabilir: Bu kişi o rivayete aykırı olan ama kendisinin daha güçlü gördüğü başka bir rivayete dayanabilir. Aynı şekilde bu rivayet birkaç anlama ihtimalli bir rivayettir ve kendisi bu rivayeti tevil etmek suretiyle ondan ilk anlaşılan anlamı tercih etmeyebilir.
  • Şafiî'nin rivayetleri kabulü ile ilgili bir diğer husus ise Mürsel rivayetlerle ilgili tutumudur. O, bu konuda kesin bir reddetme içerisine girmiyor ama şunu söylüyor: Mürsel rivayet, isnadında kopukluk olmayan rivayet gibi değildir. Fakat tabiin tabakasından birisi böyle bir rivayette bulunmuşsa ve eğer aynı rivayeti başka raviler müsned şekilde rivayet ediyorlarsa bu o rivayetin sahih olduğunu gösterir. Biz de onu kabul ederiz. Ama burada ondan başka rivayet eden herhangi bir kişi yoksa bunun haricinde bu rivayeti kabul eden biri varsa yine kabul ederiz. Ama bu önceki mürsel hadis kadar güçlü değildir.
  • Şafiî, Risale'nin farklı yerlerindeki ifadelerinden icma derken fıkıh âlimlerinin ortak kabulünü kast etmektedir. Bu kabul doğrudan doğruya bir ayete, sünnete dayanan bir kabul değil de tamamen içtihadi hükümlerdeki ittifak gibi anlaşılmaktadır.
  • Şafiî'ye göre Kitap ve sünnette olmayan bir şeyde kıyas uygulanır. Kıyas ve içtihadı aynı anlama gelen aynı mahiyetin iki ayrı ismi olarak ifade etmiştir. Ona göre bir Müslümanın başına gelen her olayın muhakkak bağlayıcı bir hükmü yahut doğru sonucu bulmak için bir delalet yolu vardır. Karşılaştığı problemlerin hükmünü aynen nasslarda buluyorsa ona uyması gerekir. Eğer problemin hükmünü nasslarda bulamıyorsa o zaman içtihat aracılığıyla uygun olan hüküm tespit edilmeye çalışılır.
  • Şafiî'nin, istihsana karşı apaçık cephe alması söz konusudur. İstihsanı kabul etmemesinden hareketle bazı âlimler onun mürsel maslahatı da kabul etmediğini sadece kıyası benimsediğini ifade etmişlerdir. İstihsanın sübjektif bir yönü bulunmaktadır. Burada öznenin inisiyatifi söz konusudur. Bu da Şafiî'nin sistemine uymamaktadır. Ona göre herhangi bir nassa veya buradan yapılan bir kıyasa dayanmaksızın kimse din konusunda bir söz söyleyemez, istihsan yapamaz. Ancak ortaya bir şey koyacaksa bunu ancak içtihat yoluyla söyleyebilir. Bu da kıyas yoluyla asli veriyi aramaktır.
  • Bir kişi öncelikle Allah'ın kitabını bilmelidir. Kur'an'ın tevile muhtaç olan kısımlarını bilmek için peygamberin sünnetiyle istidlal etmelidir. Peygamberin sünnetini bulamadığı takdirde Müslümanların icmasını bilmeli eğer bu söz konusu değilse o zaman kıyasa başvurmalıdır. Kıyas yapabilmek için de önceki sünneti, selefin kavillerini, insanların ittifakını, ihtilafını ve Arap dilini bilmesi, aynı zamanda akıl yürütme konusunda da yetkin olması gerekir. Eğer bir kişi bunların hepsini yerine getirebilirse kıyas yapabilir.
  • İmam Şafî,  Medine ehlinin uygulamasına temas etmiş ve bunun ayrıca bir değer taşımadığını ifade etmiştir. Çünkü onların, insanların ittifak ettikleri emir dediklerinin normal şartlarda bütün müminlerin ittfakı dışında bir şey olmadığını, diğer ilim ehlinin ihtilaf ettiği şeylerde Medine ehlinin de ihtilaf ettiğini söylemektedir
  • O, meşru olan ve meşru olmayan ihtilaftan söz etmektedir. Meşru olmayanı herhangi bir konuda Kitap'tan ve peygamberden açık ve sağlıklı bir veri gelmişse burada farklı bir şey söylemek mümkün değildir. Burada ihtilaf değil nassa aykırılık söz konusu olabilir. Ama meşru olan ihtilaf, tevile muhtemel olan yerlerde farklı yorum örneklerinde bulunmaktır. 

Hazırlayan: Fatıma Nur DEMİR

Videolar