Dönem Ödevleri 2022-2023

المنهجية المقاصدية نحو إعادة صياغت معاصرت للاجتهاد الاسلامي
Mücahid Güneş

İDE AKADEMİ | DÖNEM ÖDEVİ 2022-2023

Yazar; Dr. Casir AVDE د.جاسر عودة

GİRİŞ

Bu makalenin amacı, Makasıd Metodolojisinin adımlarını genel çerçevesi içinde sunmaktır. Makale المنهجية المقاصدية نحو إعادة صياغت معاصرت للاجتهاد الاسلامي kitabından tercüme edilerek özet bir şekilde ortaya koyulmuştur.

Çağdaş soruları ve sorunları Makasıd Metedolojisi aracılığıyla “İslami Bilgiyi Yeniden Tasarlamak: Yeni Bir Yaklaşım Olarak Makasıd Metodolojisi.” ( Re- envisioning Islamic Scholarship: Maqasid Methodology as a New Approach.- المنهجية المقاصدية نحو إعادة صياغت معاصرت للاجتهاد الاسلامي ) kitabı aracılığıyla yanıtlamaktadır.

Makasıd Metedolojisini yeni bir yöntem olarak sunan eser, şeriatin hükümleri veya ortaya koyulacak olan herhangi bir disiplin veya fenomen Makasıd Metodolojisinin kalbi olan “Makasıd-Mefafim-Fiat-Sunen-Kıyem-Hucec-Evamir” unsurları çerçevesinde değerlendirilir. Bu unsurlar Kur’an ve sünnetten ortaya koyulmuştur.

  • Makasıd Metedolojisi Tanımı

Makasıd metodolojisi derken, makasıd üzerinde ısrar, makasıd fikri üzerinde devamlılık anlamında bir mana ortaya koyuyoruz. Metodoloji kavramının Arapçadaki karşılığı المنهجية (el-menheciyye) kavramıdır. Bu ise modern kavramlarda «izm» dediğimiz olgulara karşılık gelmektedir. Makasıd metodolojisi derken, makasıd üzerinde ısrar, makasıd fikri üzerinde devamlılık anlamında bir mana ortaya koyuyoruz.

Örneğin «modernizm» modern olanda ısrar etme, bu fikirde sabit kalma anlamında. Bizim de «el-menheciyye» den kastımız Makasıd düşüncesinde ısrarımızdan dolayıdır. Makasıd ise Türkçe de gaye, amaç, maksat olarak tanımlayabileceğimiz. Özelde Kur’an’ın genelde dinin genel gayelerini ortaya koyan bir kavramdır.

  • Düşünce Döngüleri دورات التدبر

Düşünce döngüleriyle anlatmak istediğimiz; Bütüncül bir düşünce oluşturacak olan bazı kavramlardır. Bu kavram iç içe geçmiş ve bir arada değerlendirilmesi gereken döngüsel olarak birbiriyle bağlantılı kavramlardır.

Bütüncül düşüncenin unsurları (عناصر التصور المركب) olarak isimlendirdiğimiz bu kavramlar şunlardır; el-Makasıd (المقاصد),  el-Mefahim (المفاهيم), el-Fiât (الفئات), es-Sunen (السنن), el-Kıyem (القيم),    el- Hucec (الحجج), el-Evamir (الأوامر)

Bu kavramlar bize göre Kur’an’ın temel maksatlarıdır. Nitekim biz Kur’an’a baktığımız da, Maksatları tahkik etmek(تحقيق المقاصد), Anlayışları düzeltmek ( وتصحيح المفاهيم) grupları sınıflandırmak تصنيف الفئات) ) Sünnetullah’a uymak ( مراعاة السنن)  Değerler inşa etmek ( التأسي القيم )  Hücceti ikame etmek ( إقامة الحجج )  Emir ve nehiylerle amel etmek ( العمل بالاوامر ) olduğunu görmüş oluruz. Dolaysıyla bu döngü bizim Vahiy’den ortaya koyduğumuz ve «Vahyin Metodoljik Maksatları» diye isimlendirdiğimiz kavramlardır.

Aşağıdaki görselde de anlaşılacağı üzere her bir unsur birbiriyle bağlantılı olup sonuç itibariyle bütüncül bir anlayış ortaya koymaktadır.

Şimdi bu kavramları tek tek açıklayacak olursak;

  1. Makasıd

Makasıd tasavvuru, Kur’an ve sünnetten ortaya koyulan gayelerdir. Tabi bu maksatlar çeşitli ve kapsamlı yönlerden değerlendirilebilir; Akaid ile ilgili maksatlar, Kur’an kıssalarının maksatları veya Kur’andaki misallerin, gaybi haberlerin, kevni ayetlerin veya teşri olarak nazil olan ayetlerin maksatları. Yahut Kur’an’ın lugavi ve edebi maksatları.

Aynı şekilde, dinin şiarları olan Namaz, Zekat, Oruç, Hac vb. ibadetlerinde maksatları olarak ele alındığı gibi cüz, sure ve ayetlerin maksatları olarakta değerlendirilebilir. Yine Nebi a.s’ın sünnetinden de gerek fiili gerek kavli gerekse takriri olsun maksatlar ortaya konulur. Nebi a.s’ın sünneti hüküm, siyaset, nasihat vb. maksatlarla ele alınır.

  1. Mefahim

Mefahim Türkçede anlayış demektir. Mefahim kavramının genel çerçevesi, arapça kelimelerden temsil edilir ve onun delaletinin sınırları Kur’an ve Nebi’nin (s.a.v) sünnetiyle sınırlıdır. Muayyen bir manaya işaret etmesi için Vahyin harflerinden veya ortaya koymuş olduğu manadan oluşması şart koşulmuştur. Vahyin ortaya koymuş olduğu bu anlayışlar, gerek Kur’an’da detaylandırılmayan ancak önemi vurgulanan «Şura» gibi anlamlar, gerekse sıfatlarıyla birçok ayette detaylandırılan «Birr» gibi anlamlardır.

 Yahut, başka bir mana ile kullanıldığında ortaya çıkan tanımdır. Örneğin البأساء anlamının الضراء  kelimesiyle kullanılması yada cümle içerisinde gelip ortaya koyulan tanımı ayetin kendisi yapması gibi. Örneğin, وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الْكَافِرُونَ «Ayetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.» görüldüğü gibi kafirin özelliği ortaya koyulmuştur.

Birde ortaya koyulan mefhum bütüncül bir lafızla gelmiştir. Örneğin, حدود الله، ارض الله، كلمات الله Hududullah, Ardullah, Kelimetullah gibi mefhumlar.

  1. Kıyem

Türkçede «insani değerler» olarak ifade edebileceğimiz Kıyem kavramı, Kur’an ve sünnette doğrudan yada dolaylı olarak ortaya koyulduğu üzere insanın önemsediği ve davranışlarına yansıttığı güzelliğin, ahlakın, fayda ve hayrın tüm çeşitlerini içerir.

Örneğin, fayda yönünden binek hayvanlar (ركوب الدواب),  yada deniz avı (صيد البحر), yada insana helal kılınmış diğer yiyecekler ve meyveler gibi. Ahlak yönünden Allah’ın sıfatları ile insandaki tecellisi olarak ele alabileceğimiz, merhamet, affetmek, kerem, ilim, adalet gibi değerler olabildiği gibi Nebi a.s’ın sünnetinden örnek alabileceğimiz doğruluk, sabır, kuvvet, emanet, iffet, gibi değerleri de ifade eder. Çıkarsanan bu değerler (Kıyem) vahyin ortaya koymuş olduğu değerlere tabidir. Nitekim bazı değerler günümüzde bulanık hale gelmiştir. Örneğin iffet bugün çok farklı şekilde anlaşılabilmektedir. Bundan dolayı bu değerler İslam’ın ortaya koymuş olduğu Allah’ın emir ve yasaklarına tabidir.

  1. Hucec

Hucec kavramı Türkçede, hüccet olarak bilinen delil anlamına gelmektedir. Tabi burada delilden kastımız Kur’an ve sünnette doğrudan ortaya koyulan mantıki deliller olduğu gibi, Kur’an ve sünnet üzerine çalışan birinin çıkarımda bulunduğu akli delillerde olabilir. Vahyin ortaya koymuş olduğu bu mantık, mantığın önemine vurgu yaparken bazen de mantıktan ayrı bir anlayış ortaya koyar.

Örneğin Allah Al-i İmran 13 de şöyle buyurmaktadır; «Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler.»

Bu ayette kafirlerin sayısı fazla olsa bile, sayısı az olup imanı ve ihlası daimi olana Allah’ın desteğinden bahsetmektir. Yani normalde akıl açısından sayısı çok olanın kazanması gerekirken Allah’ın ayette ortaya koymuş olduğu sünnetullah beşeri hesaba galip gelmiştir.   

Bir başka örnekte, Allah bal arısı ve bal için; «Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.» ayetinden anlaşıldığı üzere burada vurgu, bal arısının bal yaparken, ortaya çıkan fenomenler (kovan, polen, ve bal üretmesi) sonucu insanın bunlardan çıkardığı tefekkür ve ibrettir.

Sonuç olarak Kur’an, bu tür fenomenlerin aslında gayesinin Allah’ın varlığı ve birliği olduğu şeklinde temel meselelere dikkat çekerek Makasıdi bir mantık ortaya koymaktadır.

  1. Sunnetullah

Cenâb-ı Hakk'ın, kâinatın bütün maddî boyutlarındaki hareketi ve insan topluluklarını da idare etmek üzere kudret ve azmi ile yaptığı tekamüle ermiş kanunlar sistemidir. Kur’an’ın tabiriyle bu kanunlarda ne bir sapma nede bir değişiklik söz konusu değildir. “…Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah'ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.” (Fatır/43) “Allah'ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih/23)

  1. Evamir

“Evamir” kavramının genel çerçevesi ise -mukabili nevahi (yasaklar)- Kur’an ve Sünnette ortaya koyulduğu üzere insan davranışlarında “yap” ve “yapma” manalarını kapsar. Bu emir ve nehiyler, doğrudan Vahiy’den yada dolaylı olarak dilsel bağlamlarla ortaya koyulur. Dolaylı olarak ortaya konulan emirler ve yasaklar, Vahiyle muhkem olarak ortaya koyulan emirler ve yasaklara tabidir. Vahiy bu emir ve yasakları beyan eder, onunla yaşantıda amel etmeyi kasteder.

Emirler ve yasaklar, Allah’ın sayısı ve sınırı muhkem olarak ortaya koyduğu kısas, vasiyet, farzlar vs. olduğu gibi aynı zamanda, bizim kıssalardan çıkaracağımız temel ilkeleri de kapsamaktadır. Örneğin zulüm, iyiliği emir kötülüğü nehy,  yada Yusuf kıssasında iffet vb. kavramlar gibi. Yine Peygamberimizin (s.a.v) ortaya koymuş olduğu, zarara karşılık zarar yoktur, kolaylaştırın zorlaştırmayın, gibi temel ilkeler de bu kapsamdadır. Tüm bunlar, emir veya nehiy kapsamına girmekle birlikte, dolaylı yoldan ortaya koyulan emir ve yasaklar vahyin mutlak olarak ortaya koymuş olduğu emir ve yasaklara tabi olmalıdır.

  1. Fiât

“Fiât” tasavvurunun genel çerçevesi, azaları (üye) ve özelikleri Allah’ın kelamı ve Nebi (a.s) ın sünnetiyle belirlenen, ister Vahiyle ortaya koyulmuş, isterse de dolaylı olarak vahyin anlamından türetilmiş olsun, insan topluluklarını ve Allah’ın yarattığı diğer grupları temsil eder. İnsan topluluklarının idraki, Kur’an ve sünnetle ortaya koyulan kategorilerin(Fiât) egemenliğine tabidir. Vahiy, insan bilincinin kategorilerini (Fiât) açıklamayı, düzeltmeyi ve sınıflandırmayı amaçlar.

Örneğin; Allah Kur’an’da ilim kavramı üzerinden oluşturulan, alimler sınıfı ve bunun özellikleri ile hukkam (yöneticiler) ve bunların özellikleri gibi.

Fiatı biz ya nassın ortaya koymuş olduğu sınıflandırma olarak ele alırız; Müminler, münafıklar, Müşrikler, Tağutlar vb. Yada dolaylı olarak çıkarımda bulunularak ortaya koyulabilir. İçtihadi olarak çıkarsanan bu kategoriler nassın ortaya koymuş olduğu tasnife tabi olmak zorundadır. Örneğin, Kur’an’da Din Adamı gibi bir sınıf olmamasına rağmen, günümüzde ortaya koyulan Din Adamı tarifi Kur’an’ın sınıflandırmasına aykırıdır.

Temel Beş Metodolojik Adım

Makasıd Metodoloji’nin önemli bir noktası olan Düşünce Döngülerini özet bir şekilde tanıttıktan sonra, İçtihad için Temel Beş Metodolojik Adım ortaya konulmuştur. Bu beş metodolojik adımda her biri birbiriyle bağlantılı haldedir. Aşağıdaki görsel bu adımları özet olarak ortaya koymaktadır.

Bu adımları maddeler halinde değerlendirecek olursak;

  • Araştırmanın Maksadı

Araştımanın maksadı diye isimlendirdiğimiz bu metodojık adımda maksat ve niyetle başlanmalıdır. «Doğru yol Allah’ındır» ( وَعَلَى اللّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ)  Yani araştırmacı önce vahiyde kastedilen anlamların belirli bir manasına kalbini ve niyetini yönlendirir. Aklındaki ve kalbindeki anlam, ulaşmak istediğiniz çalışmanın amacı olmasıdır. Nebi (a.s)’ın buyurduğu gibi “Ameller ancak niyetlere göredir.” Niyet kalpte ise, bu kalbi ıslah etmek ve arındırmak, bu adımdaki başarının şartıdır. Kur'an okuyup mü'min olan, hem kendisine hem de okuyandan başkasına âdildir. Kur’an okuduğu halde mü'min olmayan, kendisine ve başkasına zulmedendir. “Biz Kur'an'dan, mü'minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur'an, ancak zararını artırır.” (İsra/82) Kalbin tezkiye edilip arındılması islam hukukunda veya islami metedolojinin araştırmalarından ayrılmaz bir bütündür.

Bir araştırma amacı ile başlamak, bilimsel araştırma yöntemlerinde yaygın olduğu gibi bir araştırma problemi ile başlamaktan farklıdır. Bunun nedeni, araştırmacının hayal ettiği problemin, gerçeklik algısının henüz yeterince araştırılmamış olması nedeniyle tanımındaki anlayışları saptırabilmesidir. Günümüz İslami araştırmalarda, yanıltıcı problemleri hayal etmekten başlayan araştırmalar görüyoruz. Doğru İslami algıya göre gerçek bir varlıkları olmayıp, medyanın farklı renkleriyle insanların zihninde yoktan var ettiği yanılsamalar olduğu için inisiyatiflerin kurulduğu, üniversitelerin araştırdığı konular haline gelmiştir. Yada gerçekte gerçek bir temsilleri olabilir, ama yanlış bir şekilde İslami anlayıştan kaynaklanmayan kriterlere göre tanımlanmıştır.

Ancak araştırma sağlam bir niyetle başlarsa ve alt amaçları doğru bir şekilde belirginleşirse, o zaman araştırma problemlerinin tanımı buna göre kontrol edilecektir çünkü hedeflere ulaşılması sorunun varlığını ilk etapta gösteren kriter olacaktır. İşte sorunlara istenilen Makasıdı çözümümüz bu şekildedir.

Örneğin; Toplumsal cinsiyetle uğraşmak, cinsiyet hakları veya ebeveynlik sorunu vb. olarak adlandırdıkları bir konu hakkında araştırmalar vardır, bu da araştırmacının araştırma başlamadan önce bile islami algısından sapmasına neden olur. Çünkü Latin dillerinde cinsiyet, Allah'ın onu yarattığı gibi değil, birçok türde insanı (tipini) bildikleri farklı müstehcen uygulama türlerini sosyal veya kişisel olarak tanımlarlar.

Erkek ve kadın tanımına, (paternalistik) erkeklerin her meşru veya yasadışı sosyal otoritesini dahil etmişlerdir, bu konular ile araştırmanın kendisi arasında, amaç ailenin çıkarı, kadın hakları, iffet, erkek ve kadın arasındaki adalet, hakkın kötüye kullanılmaması veya araştırma sorunlarının farklı şekilde bulunmasına ve tanımlanmasına ihtiyaç duyulmasına yol açacak diğer amaçlar ve gayeler aracılığıyla makasıdi araştırma ile normal araştırma yöntemi arasında bir fark vardır.

  • Vahiy Üzerine Düşünce Döngüleri

Vahiy üzerine tefekkür yolculuğunun aslı, okuyucunun Yüce Allah'ın vahyini tefekkürün sadece caiz olması değil, aynı zamanda Allah'ın Müslümanlara ve gayrimüslimlere farz kıldığı bir yükümlülüktür. Cenab-ı Hak, Kur'an'ı düşünmeyenlere nasihat ederek ve kınayarak şöyle buyurmuştur; “Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi? (Muhammed/24) bu vb. ayetler oldukça fazladır. Ancak, uzun bir dini diktatör yönetim tarihi nedeniyle, genel olarak müslümanlar arasında - ne yazık ki - Kuran'ı tefekkür etme korkusu vardır. Yüzyıllar boyunca bazı âlimler, diğer bazı dinlerin yöntemlerini takip etmişler ve Kuran'ı, kendileri ile Yüce Allah arasında aracı olarak sadece alimlere mahsus olarak halka sunmuşlardır. Hatta insanları yanlış anlamak bahanesiyle ibadetin bir parçası diye şekli bir okuma dışında Kur’an’ı anlayarak tilavet etmekten men etmişlerdir. Ancak burada sapma bahanesiyle seddi zerai delili ile insanları Allah’ın ayetlerini anlayarak okuyup amel etmesine engel olmak ile, insanları kontrollü ve dikkatli okuyarak sapkın fikirlere karşı uyarmak birbirinden farklı şeylerdir.

Müctehid, Makasıdi araştırmaya eşlik ederek ve gerçekte bu maksatların gerçekleşmesine engel olan sorunları çağrıştırarak her düzeyde ve her alanda tefekkür etmeye başlar. Daha sonra bu maksatlarla  ilgili sorular veya araştırma konuları ile ilgili olabilecek anlamlar arayarak Cenab-ı Hakk'ın sözlerini okumaya başlar. Bu anlamlar, Makasıd, Mefahim, Fiât, Sunnetullah, Kıyem, Hucec veya Evamir kavramlar çerçevesinde değerlendirilir. Aşağıdaki şekille bunu ifade etmeye çalıştık. Örneğin Kadın Hakları konusu ortaya koyduğumuz yedi kavram çerçevesinde değerlendirilerek ilişkileri tahlil edilir.

           
     
   
       
 
 

Araştırmacı, Kur’an ve Sünnet’den ortaya koymuş olduğu konuları genel anlamda Kur’an ve Sünnet çerçevesinde tarama yapar şöyle ki;

Kur'an'da tartışılan konuyla ilgili bir anahtar kelime aramak için, hafızasına veya web sitelerine ve elektronik programlara geri dönmesi veya o kelimenin kökünü çıkarıp köküne göre araması faydalı olacaktır. Daha sonra oluşan mevzular arasındaki ilişkileri analiz eder, ancak bu salt dilbilimsel yaklaşımın istenen anlamları ortaya çıkarmak için yeterli olduğu anlamına gelmez, aynı zamanda Kuran'ın tertip ile okumak ve ilgili bağlamları ve anlamları zihnine kalbine yerleştirmek amacıyla, düşünce döngüleri ile ela alıp ortaya koymalıdır.

Bundan sonra konuyla doğrudan ilişkisi olan bazı ayet ve sûreler için daha dar kapsamda oluşacak olan düşünce döngüleri gelecektir. Buda, istenen anlam ağına katkıda bulunan yeni manalar, anahtar kelimeler ve ilişkilere yol açarak merkezi anlamlarını belirtir ve bütüncül anlam oluşturur.

Araştırmacının tefsire başvurması, hatta sadece müfessirin açıklamalarına değil aynı zamanda tefsir usulüne başvurması da faydalı olacaktır. Tefsirlerde ayetlerin birbiriyle veya Nebi (a.s)’ın sünnetiyle yada sahabe ve ehli ilmin yorumlarıyla irtibatlandırmakta faydalı olacaktır. Luğavi Tefsir, kelime dağarcığını açıklamak terkibi ortaya koymak ve dilgisi açısından faydalı açıklamalara atıfta bulunabilir. Konulu Tefsirde araştırmacının araştırmasıyla ilgili konunun boyutlarına ve farklı sûrelerdeki tezahürlerine, sûrenin genel temalarına veya surenin yansıttığı paragrafa yönlendirmek için faydalı olacaktır. Böylece araştırmacı, fıkhi, sufi, kelami ve diğer tefsirler gibi her türlü tefsire başvurur. Bunların hepsi araştırmacı için yararlıdır, ancak Kur’an'ın anlamlarını, temalarını veya ifadelerini sınırlamazlar. Bunların hepsi daima yenilenir ve buda Kuran'ın doğasına uygundur.

Bilinmelidir ki Nebi a.s’ın hadislerini düzenlemenin en iyi yolu, araştırmacının belirlediği Kur’an konularına göre yapılmasıdır. Burada hadis bablarına yada taklidi fıkha göre düzenlemek de zorunlu değildir. Aynı şekilde araştırmacı, araştırmasını kolaylaştıracak sünnet, hadis hakkında hazırlanmış hadisin sıhhatini tespit edip karşılaştırabileceği, “Shamile”, “Cevami’ul Kelim” vb. e-book yada  internet programlarından faydalanabilir.

Düşünce döngüleri ile ortaya koyduğumuz vahiydeki anlam ile İstikrayı(tümevarım) kastetmiyoruz. Çünkü  İstikra araştırmacının, araştırdığı konu zihninde önceden var olan belirli bir anlamdır. Ancak düşünce yöntemleri ile araştırmaya başlayan okuyucu yeni sorular üretme niyetiyle başlar. Ardından, vahiyleifade edilen ilgili anlamlar ağını arar ve bunları birbirine bağlar, böylece külli anlamlar, kapsamlı vizyonlar ve onlardan yeni teoriler oluşturulup üretilir. O halde, düşünce döngüleri sonuçlarının mantıksal temeli, bazı ilim adamlarının iddia ettiği gibi, kati istikra veya zanni olması değil başka anlamlarla ilişki kurularak kesinlik (yakin) ihtimalini arttırıp destekleyen fakihin zihninde oluşan muhtemel anlamdır.  Ortaya koyulan bu anlam, vahyin büyük anlamlar ağında merkezi bir anlam olmaya ne kadar yakınsa, o kadar kesin ve boyutlarının tanımı o kadar net olur.

Ortaya koyduğumuz bu yöntem araştırmacıyı Makasıd, Mefahim, Fiât, Sunnetullah, Kıyem, Hucec ve Evamir gibi bütüncül düşüncenin ilgili unsurları üzerinde durmaya sevk eder. Zamanla, aşağıda bahsedeceğimiz gibi, bu unsurlardan ve bunların etkileşimlerinden bütüncül bir araştırma anlayışı oluşturmaya başlar.

  • Bütüncül Düşünce Oluşturmak ve İlişkilerini Tahlil Etmek

Araştımacı, bir sonraki adıma geçmeden önce bütüncül düşünceyi oluşturan yedi unsurun birbiriyle olan ilşkilerini tahlil eder. Böylece daha genel ve bütüncül maksadı ortaya çıkarır.

Araştırmacı bir konuyu bahsi geçen yedi unsur ile ele almadan önce, Kur’an ve sünnet ile sınırlandırılmış bir araştırma yapmalıdır. Sonrasında, bütüncül düşüncenin kendi içindeki ilişkileri analiz etme süreci, yani makasıdın diğer unsurlara Mefahime, Fiâta, Sunnetullaha, Kıyeme, Hucece ve Evamirlerle ilişkisi ve ardından Mefahimin diğer unsurlarla ilişki, Fiatın, Sunnetullahın diğer ve her birinin birbiriyle ilişkisinden oluşan bütüncül bir süreç gelir.

Yaratılışın en yüksek gayesine, yani Yüce Allah'a ibadete ulaşana kadar, Maksatların vasıta rolünü daha yüksek maksatlara götürdüğüne dair vahiyden bol miktarda delil vardır.

Örneğin; İbadet takvaya, takva da şükre götürür, şükür nimetlerin artmasına, nimetlerin artması şükre, şükretmek de ibâdete götürür. Ayrıca şükre ve imanın artmasına neden olur. Böylece maksatlar bütüncül manevi bir ağ oluşturmaya ve maksatların birbiriyle olan ilişkilerinden merkezi anlamlarla ilgili nesnel alanlar oluşturur.

Makasıd mefhumu, makasad tasavvurunun, tespit edilme yollarının kontrollerine tabi olan bir kavramdır ve aynı mefhumun tasavvuru, metedolojik olarak maksadına bağlı olmalıdır.

Yani mesela İnsan mefhumu yeryüzünü imar maksadıyla, kalp mefhumu tezkiye maksadıyla alakalıdır. Bu nedenle, kategorilerin sınıflandırılması(fiat), kendisiyle ilişkilendirilen maksatlarla da tutarlı olmalıdır, aksi halde tahrifat gerçekleşir. Meselâ genel tanıma göre âlimler zümresinin gayelerinden biri, ilmi miras alıp hakkı tesis etmek ve onu öğretmektir. Hükümdarların amaçları ise, adaleti tesis etmek, halka güvenlik ve maslahat tesis etmektir.

Makasıdın, Hucec (deliller) ile ilişkisi akli hucecin (delillerin) esas olarak gerçeğe ulaşmayı amaçlamasıdır. Makasıdın evamir ve nehai ile ilişkisi, Vahyin tüm emir ve yasaklarında açıkça görülmektedir. Araştırmacının ortaya koymuş olduğu veya nassın da ifade ettiği, namaz , zekat, oruç, hac, infak veya kişinin kendi halleriyle ilgili hükümlerde olduğu gibi emir ve yasaklarda maksatlar ve hikmetler vardır.

Sunnetullahın, Makasıd ile ilşkisi de Örneğin sunnetullah da doğal denge, yeryüzünü ıslah etme maksadıyla bağlantılı bir örnektir. Yine Sunnetullahta Mudafa, (savunma) adaleti tesis ve yeryüzünü ıslah maksadıyla bağlantılıdır. Yine fayda oluşturmak, maslahatı sağlayıp mefsedeti gidermekle de ilişkilidir.

Mefahime gelince, bunların arasında bütüncül bir anlam ağı ilişkisi vardır. Örneğin, Fiat ile ilşkisi, İlim-Ulema, Fıkıh-Fukaha, İslam-Müslüman, Nifak-Münafık, Hüküm-Hakim(yönetici), Tahir-Mutetahhir…

Mefahimin, Sunnetullah da ile ilişkisi de vardır. Örneğin, Sunnetullah da zafer- Zafer Mefhumu, Sunnetullah da Değişim- Değişim mefhumu, Sunnetullahda Tedavul (gün, ay zamanın değişimi)- Tedavül Mefhumu, Sunnetullah da Fıtrat-Fıtrat Mefhumu. Bunların herbiri döngüsel olarak birbiriyle ilşkilidir.

Yine bu Mefahimin, değerlerle(kıyem) ilişkisi vardır. Fayda sağlamanın yiyecek, içecek, para gibi mefhumlarla, iffet, merhamet ve sabır gibi ahlaki mefhumlarla, süs ve güzellik gibi estetikle ilgili mefhumlarla ilişkilidir. Bu ilişkiyi önce bireyin, kurumun, toplumun ve ümmetin kültürünün oluşumunu, tercihlerini ve önceliklerini dikkate alarak yapıyoruz.

Fiat kavramına gelince, müminler ve münafıklar, ıslah ediciler ve bozguncular, akılsızlar ve akıl sahipleri gibi bazıları zıt, bazıları ise daha büyük grupların (fiat) parçalarını temsil eden gruplardır. Vahiy, içindeki her birey kendisine gönderilen niyete göre olsa bile, onu bir bilinç, farkındalık, kolektif hafıza ve hatta kolektif bir sorumluluk birliği olarak ele alır.

Örneğin Ehli Kitap ve Beni İsrail bunlardan bir topluluk (fiat) hakka tanıklık ederken bir kısmı tam tersine yalan kulak verip haram yerler, bu kesişen döngüler grupların (fiat) bilinçlerini tahlil etmede ve rollerine göre muamele etmede önem arzetmektedir.

Özellikle Fiat’ın Sünnetullah ile ilişkisi vardır. Örneğin “Mücahitler” grubu (fiat) sünetullahla ilişkisi zafer ve yenilgi, yine “Yöneticiler” grubu (fiat) Sunnetullahla ilişkisi zulüm ve adalet gibi. Genel olarak Sünnetullah toplumun geneliyle ilgilenen gruplar(fiat) için önem arzetmektedir.

Birde Fiat’ın Kıyem ile ilşkisi vardır. Örneğin, Önderler, yöneticiler, merhamet, yumuşaklık, affedici, sabır, gibi değerlerle(kıyem) ilişkilendirilir.

Sevgi, dostluk; akraba ilişkileri, soy-hısım gibi değerler ise evlilerle ile ilişkilendirilir.

Negatif değerler olan zulum, kibir, buğz, nesilleri ve ekinleri helak etmek, müfsidlerin değerleri olur.

Hucec’in Fiat ile ilişkisine gelince, burada Hucecin seviyeleri insan topluluğunun seviyelerine göredir. Kimileri bir olayı iyi bir şekilde analiz edemeyip özel hitaba ihtiyaç duyarlar. Kimileri ise “Ulul Elbab” olup Allah’ın kendilerine hikmet verdiği akıl sahipleridir. Allah kime hikmet vermişse kendisine bir çok hayır vermiştir. Emir ve nehiler için ise  gerekli olan sentezdir.

Kimi emirler özel olarak zenginler içinken kimi emirler fakirler içindir. Kimi hükümler, yöneticiler için, kimileri erkekler, kimi emirler kadınlar vb. Bunların hepsi gücü, malı, sorumlulukları nisbetindedir. Tabi bunların hepsinin üzerinde olan hikmeti ilahiyenin sünnetullah çerçevesinde, hesabına göredir. Bu da ilahi hikmetin gereği olarak her kategorideki ve içindeki her bireye ait bir renk yelpazesine göredir.

Sunnetullah’a gelince sünnetullah genel olarak, tutarlılık, denge ve rahmeti kapsadığı gibi, evren, toplumlar ve milletler, fıtrat, rızk, değişim, zafer, hezimet, vb. sünnetullahları da kapsamaktadır. Sunnetullah’ın hayır ve şer, fedakarlık ve bencillik, cömertlik ve aç gözlülük, affetmek ve intikam almak, yumuşaklık ve kabalık gibi değerlerle yani Kıyem ile ilişkisi vardır. Ve böylece, olumlu değerlerin(kıyem) pekiştirilmesi ve olumsuzlukların reddedilmesi, insan fıtratının iyi yönlerinin yerine getirilmesi ve bu yönlerin sünnetullahtan gelen iyiliğe bir açılımdır.

Emir ve nehiyler, Nebi’nin (a.s) sünnetinde olduğu gibi emir ve nehiyler tedrici olarak uygulanıp sünnetullahın ışığında anlaşılmış ve nazil olmuştur. Benzer şekilde gayrimetluv vahiy, Peygamber'in (s.a.v.) ve onunla beraber olan müminlerin kalbinin sağlamlaştırılmasına yönelik fıtrat dikkate alınarak, tebliğ dönemi boyunca tedrici olarak yasak veya tasdik halinde nazil olmuştur.

Sunnetullahın da, sabit emir ve yasaklar çerçevesinde anlaşılması gerekir ve belirli bir ilahi sünnetin Cenâb-ı Hakk'ın emirlerine aykırı bir şekilde tecelli ettiğini iddia etmek doğru değildir. Denge Sunnetullahı (sunnetu’l tevazun) insanlar arasında hak ve sorumluluklarda adaleti gerektirir. Bu nedenle, ilahi emir ve yasaklar, insanların eşit olmadığı ancak hangisinin daha iyi işler yapacağını sınamak için, bazısını bazısına gücü oranında üstün kılıp mükellef kılınmıştır. Zenginin sorumluluğu, fakirin sorumluluğu ile aynı değildir, yine kadın ile erkeğin, güçlü ile zayıfın, ergen ile çocuğun, hakim ile mahkumun, alim ile avamın vb. her birinin sorumlulukları farklıdır. Burada denge sunnetullahından anladığımız, adalet, eşitlik ve rahmet olan en yüksek hikmetin gerçekleşmesidir.

Kıyem yani insani değerlere gelince, bunlar aynı zamanda iç içe geçmiş alanlara ve dairelere bölünmüştür, bunların ana çerçevesi; maslahat, ahlak ve güzellik değerlerinde ortaya çıkmıştır. Her biri, kavramlarını vahiy perspektifinden tasavvur ettiğimiz özel bir alanı temsil etmektedir.  Kıyemin (değerler) akli deliller (hucec) ve düşünme tarzıyla amaçlanan manada ilişkileri vardır. Örneğin, hak olanı sevmek, iman, insaf, hilm, hafv, reca, ilim talep etmek veya arzulamak, hikmet ve tevazu gibi. Bu değerler, felsefeciler tarafından mantık mekanizmalarına girmez, ancak Yüce Vahiy bize bunları sağlam rasyonel argümanın ayrılmaz bir parçası olarak öğretir. Aksi takdirde insan, sefahet ve delalete düşecektir

Değerlerin(kıyem) ilahî emir ve yasaklarla ilişkisine gelince, ilahî buyruğun tamamı faydadır, tamamı güzel ahlaktır, tamamı güzelliktir ve vahiy metinlerinde vücut bulan bir anlamdır.

Örneğin; Malı eda etmeyi ihsan ile vasıflandırıp, şahitliği yapma emri ile güven ve dürüstlük değerleri arasında, bağlantı kurar. Affetme emri ile takva ve merhamet değerleri arasında, bağlantı kurar. Evliliği iffet ve sevgi ile ilişkilendirir. İçki ve kumarı nehyetmekle insanlar arasında kin ve düşmanlığın oluşmaması ile, bağlantı kurar. Ribayı nehyetmekle, adaletin yerine getirilip yeryüzünde zulüm ve bozgunculuk olmaması ile bağlantı kurar. Dolayısıyla bütün ilahi emir ve yasaklarda ona eşlik eden değerler(kıyem) vardır.

Akli delillere gelince (el-Hucec’l Akli) tahlil, taksim ve etkinleştirmede tüm usul ve diğer unsurlar için geçerli olan bir mantık uygulanır. Bazı delillerin(hucec) kaynağı metedolojinin komutlarına göredir. Örneğin, kırpma, tahrif, muğalata ve yalandan kaçınma gibi, bazıları ise olayın siyakına, maksadına, değerler ve sünnetullah ile anlaşılır.

Son olarak, emirler(evamir) maksatlarına ve amaçlarıyla, mefahim; tarifiyle, Fiat; muhataplarıyla, Sünnetullah; fehmi ve indirilişi ile, Kıyem; hakikatiyle, Hucec; anlayışıyla bağlantılıdır.

 Böylece, Makasıd, Mefahim, Fiat, Sunnetullah, Kıyem, Hucec ve Evamir, iç içe geçmiş ve çok boyutlu tek bir birim oluşturur.

  • Günümüz eleştirel çalışmaları ve önceki araştırmalar

Bu metodolojik adımda araştırmacı bütüncül düşünce yoluyla vakıayı eleştirir ve aynı şekilde ister İslam mirasından gelen görüşler ister çağdaş İslam düşüncesinden gelen tezler olsun, konuyla ilgili incelenen görüş ve teorileri eleştirel bir şekilde ele alır.

Bu, İslami özeleştirinin olması yanı sıra, İslam dışı ilkelerden başlayan görüşlerin ve düşüncelerin eleştirisi biçimindedir - her biri araştırmanın amacına ve konusuna, sorunlarına ve sorularına göre değerlendirilir.  Vakıayı tasvir etmeye ve sonra onu Makasıdı düşünce yoluyla eleştirmeye gelince. Araştırmanın ilk tanımlanması, yabancı vizyonlardan değil, İslami vizyondan, araştırmacının ictihad sürecinin başlangıcından bu yana Allah'ın kendisine vahyettiği şeyin düşünce kalıplarına ve sistemlerine dayanması gerektiğidir. Bu adımda, bütüncül düşünce netleşmeye başladıktan sonra, araştırmacı düşünce unsurlarını aynı konuya paralel olarak diğer düşünce unsurlarıyla karşılaştırmak zorundadır.

Eski ve yeni İslami yaklaşımları eleştirdiğimiz bu kurallardan ilki, dinin yenilenmesinin dinin sabitleri ve Kur’an’ın muhkematları içinde kalması gerektiğidir. Doğası gereği sürekli yenilenme ve yeniden oluşturma ihtiyacı olan değişkenler konusunda, bilginin tekelleştiği iddiaları veya mutlak kesin olduğu iddiaları kabul edilemez. Yeni düşünceyi eski düşünce üzerine inşa ederek İslami bilginin birikimli doğasını gözlemlemek ile, taklitçilerin kelami, fıkhî, hadisci ve luğavi olarak mutaassıb önyargıları konusunda fanatik oldukları kör taklit arasında bir fark vardır.

Bu fark, araştırmacıya ilmin esas temellerine dayanan eleştiri ile, eski düşünceyi eleştirme ve düzeltip yenisini ekleme kabiliyeti sağlar. Eğer araştırmacı bu kurallarla, - hem geleneksel hem de modern – mirasa eleştirel yaklaşımı dikkate alırsa, öncelikle kendisine, bu dine ve genel olarak ümmete ve insanlığa büyük bir hizmet etmiş olacaktır. 

Geleneksel islam düşüncesinin ve fıkhının eleştirisi, Allah muhafaza alimlerin, fakihlerin, sıddıkların yada Allah için mücadele edenlerin şahsına yönelik bir tenkid değildir. Onların anlayışlarının, fikirlerinin, sistemlerinin, kurumlarının, devletlerinin, tıbbının, mimarisinin, ticaretinin, coğrafyasının, piyasalarının ve tecrübelerinin çağımızın gelişmeleriyle uyumsuzluğunun bir eleştirisidir ve bu nedenle çağdaş gerçekliğe inerken görüşlerinin Kur'an ve Sünnet'in menheci ile uygulanabilirliğini değerlendirmek gerekir.

Tekraren diyoruz ki bu yaklaşım, dinin sabiteleri, haramlar ve helaller, dinin şiarları, dinin inanç ilkeleri ve külli maksatlarla alakalı değildir bilakis günümüz insanların içinde bulunduğu vakıanın uygulamaları ve temsilleri içindir.

Eski ve çağdaş İslam düşüncesi ve fıkhıyla ilgili tartışmanın detaylarına gelince, Buradaki başlangıç noktası, müçtehidin ulaştığı bütüncül tasavvurun unsurları olan, Makasıd, Mefahim, Fiat, Sunnetullah, Kıyem, Hucec, Evamir ve geleneksel-muasır görüşleri karşılaştırarak bunlardan ürettikleri, teori ve ilkeler etrafında döner. Bu, araştırma alanındaki önceki katkıların bilgisini desteklemek veya tecdid ve yeniden formüle etme ihtiyacına kanaat getirmek içindir.

Bizim burada, düşüncemizin vahiyle başlayıp vahiyle bitmesinde ki ısrarımız, geniş anlamda islam fıkhını izole etmek değildir. Yada sadece Kur’an dan neşet eden fikirlerle yetinip diğer gayri islami fikirleri reddetmek anlamına da gelmez. Yani bugün doğuya ve batıya hakim olmuş, batı düşüncesi özellikle iktisadi kültürel ve siyasi olarak bir bütün olarak bunlardan bağımsız bir düşünceyi ifade etmiyoruz.

Diyalog, barış, açıklık, ilerleme veya (hikmet müminin yitik malıdır) diyerek orijinal İslami metodolojiyi kısmen veya tamamen terk etmek ile İyi ve doğru üzerinde iş birliği yapmak, her alanda insan yaratıcılığından yararlanmayı amaçlamak arasında fark vardır.

Din, çıkış noktası, vizyon, bakış açısı ve kökenlerindeki İslami metodoloji, temel konularda diğer ideoloji ve felsefelerden farklıdır. Ve bazılarının aldattığı gibi laik ideolojiler ve felsefelerle ortak zeminde değildir. Bilakis İslam'ın esasları ortak paydadır, bu esaslara göre yakın ve uzak olmalarına göre onlarla ihtilaf veya ittifak ederiz. ( De ki: “Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâh edinmesin.” Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun, biz müslümanlarız.” (Al-i İmran/64)

Eski ve çağdaş İslam dışı düşüncelerle diyalog ve iş birliğinin ayrıntılarına gelince, buradaki hareket noktası da araştırmacının ulaştığı bütüncül tasavvurun unsurları olan Makasıd, Mefahim, Fiat, Sunnetullah, Kıyem, Hucec, Evamir ve bunlardan üretilen teoriler etrafında dönmektedir.

Bunun yanısıra, çağdaş veya eski yedili tasavvur ve teorinin karşılığı olarak, benzer şekilde günümüz fikri veya teorisiyle ortaya çıkan kavramlarla karşılaştırdık.

İkisini de aynı şekilde isimlendirebilirdik ancak islami kavramlarla arasını ayırmak için aşağıdaki şekildeki gibi, islami kavramlara denk gelebilecek kavramlarla kategori haline getirdik; hedeflerالأهداف , Kavramlarالمصطلحات , gruplar المجموعات , Evrensel yasalar القوانين العامة, Değerlerالأخلاقيات المعيارية , kanıtlar البراهين , Komutlar  القواعد المتبعة

Buradaki iki sonuç ortaya çıkmaktadır; Ya islami tasavvurla çelişip, örtüşmediğinden dolayı reddedilip ortak bir alan belirlenmez. Yada islami tasavvurla çelişmediğinden dolayı gayri islami çalışmalardan faydalanılıp takdir edilir.  Yapısal ve metod olarak islam ile çelişiyorsa bile bir bütün olarak terkedilmez, islam ile uyumlu olan kısımları üzerinden yeniden, islamın rengi verilerek düzenlenir. Böylece diğer fikirlerle ortak zeminde biraraya gelinip karşılıklı düşünce alışverişi gerçekleşebilir. Bu nedenle, İslami metodolojinin, insan hayatını olumsuz yönde etkileyen bazı İslami olmayan tezlerin düzeltilmesine katkıda bulunacağını umuyoruz. Buna örnek olarak Demokrasiyi verebiliriz, Demokrasi felsefi veya ideolojik düzeyde İslam ile örtüşmez ancak sistemsel olarak ele alınıp tekrardan islamın rengiyle şekil verilip ortak paydada buluşmak mümkündür.

  • Biçimlendirici Teoriler ve İlkeler

Anlamların, ilişkilerin ve analizlerinden, araştırmacının zihninde ve kalbinde, küllilerden, cüzi fikirlerin dallarını kapsayan teori ve ilkelerin üretileceğini umuyoruz.  Üretilen bu teoriler ve ilkeler aynı zamanda içtihatın entelektüel ve pratik sonuçlarını da yönetir, bireysel ve toplu düzeylerde kısa ve uzun vadeli eylemlere rehberlik eder.

Metedolijinin bu şekilde ortaya çıkışı yeni değildir, Geleneksel mirasımızda tüm İslam tarihi boyunca geniş anlamıyla her türlü fıkıh, fakihlerin kitaplarında mevcuttur.  Bu kimselerin İslam’ın öncüleri olmalarının sebebi, cüziyyatı, külli olarak şekillendirip özellikle tefsir usulü, hadis usulü, fıkıh usulü, kelam usulü ve lügat usulü gibi diğer usulleri külli kaideler olarak ortaya koymalarından dolayıdır.

Çağdaş İslami Düşünceye gelince vahyin cüziyyatından, külli anlamlar oluşturmaya yönelik büyük bir ilgi ve önemin olduğunu gözlemledik. Bunların en önemlisi, Kur’an tefsirinin yenilenmesiyle (tecdid) meşgul olan muasır alimlerin Kur’an’ın külli konularına göre ele almasıdır.

Örneğin, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Muhammed Şaltut, Muhammed Ebu Zehra, İbn Aşur, Seyyid Kutup, Muhammed Bakır es-Sadr, Muhammed Gazali, Yusuf el-Karadavi, Vehbe Zuhayli, Abdulhamid Kişk, Said Havva, ve daha niceleri, asrımızda konulu tefsir ile meşgul olmuş alimlerdir.

Bunun yanısıra Kur’an konularını bütünleştiren ve anlamlarını sentezleyen teorilerde ortaya koyulmuştur.

Örneğin Abdullah Draz’ın Nebe’ül Azim eserinde Kur’an’ın anlamsal tasarımını ortaya koyması,

Taha Cabir Alvani’nin Kur’an’ın bütünselliğini ortaya koyduğu, “el-Vahdetu’l Binaiyyetu’l Li’el-Kur’an” (الوحدة البنائية للقرآن المجيد) kitabı,

İmam El-Farahi ve Dr. Esadullah Subhani gibi çağdaş Hint Tefsir Okulunun öncüleri ve öğrencileri tarafından ortaya koyulan Kur'an sistemi, Hasan Turabi’nin “et-Tefsiru’t Tevhidi” eseri, Taha Abdurrahman’ın “Mefahimi Kuraniyye” si, Dr. Heba Raouf, Dr. Seifeddine Abdel Fattah, Dr. Jassim Sultan ve diğerlerinin Kavram Haritaları gibi.

Yine diğer bazı yazarlar, Kur’an’ın maksadı ve ahlaki değerlerine göre, Sosyoloji, Siyaset, Ümran, Felsefe alanlarında çalışmalar ortaya koymuşlardır. Bunlarla birlikte doğu da ve batıda birçok araştırmacı ve mütefekkirler Kur’an’ın anlamlarının bütünselliği vahyin konuları üzerine yeni teoriler ortaya koymaktadırlar.

Makasıdi araştırmacıya tavsiyemiz, bütünleştirici tezlerini kuram ve ilkelerin oluşturulma aşamasında tüm bunlardan istifade etmesidir.

Bizim bu metodolojik adımdaki kastımız; Tasavvur ettiğimiz bütüncül anlayış Kur’an ve sünnet ile delillendirerek, oluşturmuş olduğumuz Makasıd, Mefahim, Fiat, Sunnetullah, Kıyem, Hucec ve Evamir kavramlarıyla ilişkilendirmektir.

Bunun altında da sınıflandırılmış, konular ve bağlamlarına göre kollara ayrılmış İslami Disiplin yer almaktadır. Bu disiplinden üretilmiş, feri teoriler ve ilkeler disiplinin işleyişini gerçekçi bir bağlam( سياق واقعي )  ile kontrol eder.

Çağdaş bilimlerde, cüzilerden külli oluşturma işinin, beynin retiküler yapısından kaynaklandığını iddia ederler. Burada beynin organları ve fikirleri kontrol etmesiyle, islami düşüncede yer alan akletme işini birbirine karıştırmışlardır.

Bunun içindir ki, akıl, kavrayış, fehm, tedebbür, tefekkür, tezekkür, itibar, basiret vb. bunların yeri göğüslerde dokunduğumuz kastan daha geniş işlevi olan kalptedir. Dolayısıyla müctehidin küllî fıkıh, teori ve prensiplere ulaşması, daha önce değindiğimiz üzere kalbin hastalıklarından kendini muhafaza etmesi ile ilgilidir.

Aynı zamanda, çağdaş islam düşüncesinde, külli teorilerle İslami fıkhının bablarını mülkiyet, borç, müeyyide, örf, vb. gibi yeniden düzenleme girişimlerini de gözlemledik. Çoğunlukla yasal hukuk teorileri, özellikle Avrupa hukuk bölümleriyle sınırlıydı. Ancak her halükarda hakim teorileri araştırmak, İslam fıkhında yenilenme için en iyi yöntemdir.  Tecdid, (yenilenme)  geleneksel sınıflandırma ile modern sınıflandırmada donukluk sorunundan dolayı gereklidir.

Geleneksel fıkhın konuları ve bablarındaki örneğin Muamelat, Buyu, İcare, Kefalet, Itk (kölelik), cihad, siyaseti şeriyye vb. diğer konulardaki donukluğa gelince, bu kısımlandırmalar günümüzdeki gerçeklikle örtüşmeyen mefhumlardır.

Örneğin devletleri, Darul İslam veya Darul harp diye ayırıp özel mahkeme, özel yönetim sistemi, özel para döviz sistemi veya özel piyasa varsayımında bulunmak. Yada geçmişten günümüze, Satış, Ortaklık, Ziraat, vb. gelişmeleri görmezden gelip muasır bilimleri anlayamamak. Sanki İslam Fıkhında, Medya, Yönetim, Biyoloji, Tıp, Sanat, İktisad, Siyaset yokmuş davranmak doğru bir düşünce değildir.

Tecdid denkleminin diğer tarafına gelince, yenilenmeyi yalnızca bu modern , akademik veya profesyonel uzmanlıklar aracılığıyla oluşturulan konular olarak düşünürsek, buda metodoloji ile tutarsız olur. Çünkü fıkhı, bu disiplinlerin ve çağdaş bilimlerin kurucu tanımlarının üzerine inşa edildiği felsefi kavramlara hapseder.  Hali hazırdaki fıkıh ile çağdaş İslam düşüncesinin sınıflandırması uyumsuz iki yolla karışmıştır. Bunlar geleneksel olarak isimlendirilen bablar (konular) ve modern olarak batının sınıflandırmasına göre isimlendirilen uzmanlıklar.

Makasıd Araştırma Ağı

Önerilen metodoloji günümüzü nasıl etkileyebilir?

Bu soruya cevabımız, gerçekçi ve somut bir etki yaratmak için Makasıd Metodolojisinin etkileyeceğini umduğumuz üç alanda temsil edilmektedir.

Bunlar; İlmi araştırma, eğitim ve öğretim, kurumsal çalışma. Ancak hedeflenen bu üç alan ancak geniş anlamda islami düşüncenin tecdidiyle (yenilenmesiyle) mümkündür.

 Bugün islami düşüncenin önündeki en önemli engel, araştırmaların Seküler ve Geleneksel(dini-dünyevi) olarak iki şekilde sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırma İslami araştırmada, hedeflenen sonuca ulaşmada engel teşkil etmektedir. Bundan dolayı çok daha kapsamlı, modern, ve istenen hedefleri sağlayacak yeni bir araştırma taksimi öneriyoruz. 

Bu kısımlandırma; Usul Çalışmaları, Disiplin Çalışmaları, Olay Çalışmaları, Stratejik Çalışmalarıdır. Bu bölümlerin her birinin altında, araştırma, eğitim ve aktif projeler ve alt disiplinler yer almakta, bilgi ve eylemde İslam ve insan gerçekliğinde ilahi vahyin büyük amaçlarına ulaşılmasına birlikte katkıda bulunacaklarını umduğumuz anlamlar, müçtehitler ve kurumlar ağına entegre edilmektedir.