Dönem Ödevleri 2020-2021

Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Tarih Usulü Anlayışı
Hacer Karababa

İDE AKADEMİ | DÖNEM ÖDEVİ 2020-2021

1. Filibeli Ahmed Hilmi’nin hayatı

Filibeli Ahmed Hilmi 1862/1865 yılında bugün Bulgaristan sınırları içinde bulunan Filibe’de doğmuştur. Babası Şehbender Süleyman Bey ve annesi Şevkiye hanımdır. Ahmed Hilmi Filibe de bir medrese’ de başlamış olduğu öğrenimine Galatasaray mektebi Sultanisinde devam etmiş ve sonrasında Posta ve Telgraf Nezareti ve Duyun-i Umumiye Nezaretlerinde devlet memuru olarak görevler almıştır. 1890 yılında Beyrut’a görevli olarak gönderilmiş ancak Jön Türklerle kurduğu temaslar sonrasında Mısır’a kaçmıştır. Mısır’da Terakki-i Osmani Cemiyetine girmiş ve pek çok gazete yayımlamıştır. 1901 yılında İstanbul’a dönmesi üzerine devlet eliyle cezalandırılarak Fizan’a sürülen Ahmed Hilmi sürgün yıllarında çeşitli tasavvufi hareketlere ilgi duymuş ve Arusiye tarikatına intisap etmiştir.

II. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte (1908) İstanbul’a geri gelen Ahmed Hilmi Darülfünun‘da felsefe alanında müderrislik yapmış ve Cem’iyyet-i Tedrisiyye-i İslamiyye’de çeşitli ilmi faaliyetler göstermiştir. Daha çok İttihad-ı İslam adlı haftalık gazetesiyle meşhur olan Filibeli bunların yanında İkdam, Şehbal, Yeni Tasvir-i Efkâr ve Sırat-ı Müstakim gibi gazete ve dergilerde felsefi ve siyasi makaleler kaleme almıştır. Başlarda İttihat ve Terakki cemiyetini taraftarı iken zamanla onların düşüncelerinin yanlış olduğu kanaatine vararak siyasi yönelimini değiştirmiş ve İslamcılık politikasını benimseyerek bu alanda pek çok matbaa kurmuş ve gazeteleri kapanması pahasına farklı isimlerle gazete yayınlamaya devam etmiştir.[1] İttihat ve Terakki Partisinin iktidarda olduğu dönemde yönetime yönelik eleştirel tutumu ve yayınları sebebiyle 1911’de Kastamonu’ya sürülmüş ve sürgün esnasında Bursa’ya nakledildikten bir müddet sonra 1913 yılında Bursa’da vefat etmiştir.[2] Filibeli Ahmed Hilmi siyaset alanında olduğu kadar felsefe, tasavvuf, tarih, şiir, roman ve tiyatro eserleri alanında da II. Meşrutiyetin önde gelen fikir adamlarından birisi olmuştur.[3]

2. Filibeli Ahmed Hilmi’nin “Tarih-i İslam” Adlı Eseri

2.1 “Tarih-i İslam” Eserine Dair Genel Bilgiler

Filibelinin eserleri arasında tarih alanında yaptığı çalışmaların başında Tarih-i
İslam
gelmektedir. İki ciltten oluşan bu eserin birinci cildi 1326/1910, ikinci cildi ise 1327/1911 yıllarında basılmıştır.           Eser’in tespit edebildiğimiz nüshalarından birisi Konstantiniyye matbaasında basılan ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Kütüphanesinde (kapağında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi 1959 yazıyor), bir diğeri ise Osman Ferit Sağlam’ın Türk Tarih Kurumu’na Armağanı olarak Türk Tarih Kurumu Kütüphanesinde yer almaktadır. Eserin Hikmet matbaasından basılan ve günümüze ulaşan nüshaları da mevcut olup İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde bulunmaktadır.  

2.2 “Tarih-i İslam” Eserin Yazılış Sebebi

Yazar eserinin Giriş kısmında “İslam ve Müslüman Olmayan Tenkitçilerle Tarihçiler” başlığı altında da değindiği üzere eserini Hollandalı Dozy (1820-1833)[4] başta olmak üzere pek çok müsteşrikin İslam ile ilgili yazılarına cevap niteliğinde yazmıştır.  Bunun sebebi ise Dozy’nin 1863 yılında kaleme aldığı Essai sur l’Histoire de l’İslamisme (571-1863) başlıklı eser Ahmed Cevdet (1862-1935) tarafından Tarih-i İslamiyyet (Kahire 1908) başlığıyla Türkçeye tercüme edildiğinde mütercim Müslümanlar konusunda olumsuz fikirlerini yansıtması sonucunda Filibeli bu duruma itiraz etmeyi gerekli görmüş ve bu “Tarih-i İslam” adlı eserini kaleme almıştır.

Yazarın eseri yazma sebeplerinin bir diğeri kendisinin yaşadığı dönemde II. Meşrutiyetin ilan edilmesi ve Jön-Türklerin aktif olmasıyla Avrupa ülkelerinde eğitim alıp Osmanlıya gençlerin kafalarının karışmış olarak geri dönmeleri ve İslam’a aykırı bulduğu fikirleri halka yayması meselesi gelmektedir. Materyalizm’in etkisinde kalan yeni neslin yazdığı hatta yabancı eserlerden Türkçeye tercüme ettikleri çalışmalarla halkın inanç ve sosyal hayatlarına olumsuz anlamda etki etmelerine şahit olmuştur. Filibeli bu duruma bir dur demek adına yapılan çalışmaları tenkid etme yolunu benimsemiş ve böylece yayımlanan yeni eserlerde bulunan hataları dile getirerek halkı bilinçlendirmeye çalışmıştır. Bu yolda yazdığı kitaplar ve gazetesinde yazdığı makaleler vasıtasıyla halka ulaşmaya çalışmıştır.

Bu eserinin başında tarihte pek çok tarih kitabının yazıldığından ancak her birinin tekrarı olmaktan öteye gidemediklerinden bahsederek bir yandan da kendi eserinin diğerlerinden yöntem bakımından faklı olduğunu vurgulamıştır.[5] Müslümanların bilim ve teknikten uzak kalmalarından dolayı gelişemediklerini ve ilerleyemediklerinden bahsederken aynı zamanda yaşadığı dönemin Sosyolojik problemlerini de gözler önüne sermektedir.

Yazar bu eseri kaleme almadan önce Dozy’nin İslam tarihini ele alan eserine bir itiraz bağlamında kurulan Tarih-i İslam Encümeni komisyonuyla çalışmalar başlatılmıştır. Ancak bu çalışmalar netice vermediği için komisyon dağılmış ve Filibeli şu sözleriyle bu çalışmayı kendisi yürütmeye karar vermiştir: “Muhterem refikalarımın muavenet ve iktidarından mahrum kalmak sebebiyle bir müddet tereddüt ettikten sonra icbar-ı vicdanıma mukavemet edemeyerek şu eseri tahrire başladım.”[6]  Kendisi bu bağlamda eserinde sadece Dozy ile sınırlı kalmayarak pek çok müsteşrike de eserinde yer vererek her birine reddiyesini sunmayı tercih etmiştir. Bu bağlamda yazarın Tarih-i İslam eseri diğer eserlerine göre en kapsamlısı ve pek çok farklı konuda başlığı bir arada toplayan bir tarih eseri olarak günümüze dek ulaşmıştır.

2.3 Filibelinin “Tarih-i İslam” Eserinin Diğer İslam Tarihi Eserlerinden Farkı 

Filibeli, Ahmed Cevdet’in Dozy’nin kitabını Türkçeye tercüme etmesiyle içinde Müslümanları küçük düşürecek ifadelere yer vererek batının ilmini övmesinden rahatsızlık duyması sonucunda bu eserini bir reddiye mahiyetinde tüm müsteşriklere yönelik kaleme almıştır. Burada asıl amacı diğer tarih yazarları gibi aynı bilgileri tekrar edip tartışmaktan ziyade ilmi metotlara başvurarak bir tepki göstermeyi hedeflemiştir.[7] Bu bağlamda Müslümanların ilmi çalışmalarda ve bilhassa tarih alanında metot benimsemediklerini bir eksiklik olarak görmüş ve kendisi eseriyle bu eksikliği kapatmaya çalışmıştır.

Filibeli yazmış olduğu İslam’ın tarihini anlatan eseriyle aslında var olan ve zaten yüz yıllardır yazılan aynı bilgileri tekrar yazmak yerine, bu bilgileri doğru bir düşünme yöntemiyle akıl süzgecinden geçirerek yazmayı hedeflemiştir. Aslında bu yöntemle bulunduğu ortamda ve içinde yaşadığı sosyal şartlarda batının biliminin yanında fikir dünyasından da olumsuz anlamda etkilenen insanlara yeni bir yol haritası çizmeye çalışmıştır. Zaten bilinen bilgileri bir de tenkit etme yöntemiyle insanlara göstererek aslında batıdan elde edilen bilgilerinde tıpkı bu yöntemle tenkit ve tahlil ederek alınması ve özümsenmesi gerektiğine işaret etmek istemiştir. Aynı zamanda kendi döneminde İslam adına yazılar yazan batılı müsteşriklere de cevaplar vermeye gayret etmiştir. Bu eserle hem kendi halkına hem de batı dünyasına bir cevap vermeyi gaye edinmiştir. Bu da Filibeli Ahmed Hilmi’nin tarih usulünü ortaya koymaktadır.

3. FILIBELI AHMED HILMININ TARIH USULÜ

3.1 Filibelinin Tarih Anlayışı

19.  ve 20. Yüz yıllarda yaşayan ve Osmanlı’nın son dönem fikir adamı[8] olarak bilinen Filibeli Ahmed Hilmi kaleme almış olduğu Tarih-i İslam adlı eserinde, geçmişte yaşanan olayları belli başlı yöntemlerle değerlendirmesinden dolayı tarihçi olarak da kabul edilmiştir. Filibeli Tarih-i İslam adlı eserinin başında Tarihin tanımını şu şekilde yapmıştır: “Tarih, beşeriyetin tercüme-i hali demektir. İnsanların iptidayı zuhurundan itibaren nasıl yaşadıklarını, ne yaptıklarını, ne düşündüklerini bildiren malumat-ı mecmuuna tarih adı verilir.”[9] Bu tanımla birlikte insanların tarihten dersler almasının gerekli olduğunu söylerken tarih felsefesi yoluyla da ahlaki, siyasi ve sosyal ilimlerle birleştiğinde ancak tarih ilminin ortaya çıkabileceğini söylemiştir. Başka bir ifadeyle felsefe ve sosyolojiye başvurulmadan tarihin anlaşılamayacağını ifade etmiştir. Filibeli eserinin başında “Kari-i Kiramla Hasbihal”[10] yani okuyucuyla hasbihal başlığı altında esrini yazma sebeplerinden bahsetmiştir, bunu yaparken de okuyucusunu önemsediğini ve onu bire bir muhatap alarak Müslüman alemin durumundan bahsettiğini görüyoruz. Bir mütefekkir olan Filibelinin tarihten bahseden eserinin girişinde okuyucuya tarih bilmenin önemini vurgulaması da onun bu alanda kendi çapında bir metot oluşturduğunu göstermektedir.[11] 

Eserinde İslam Tarihini Hz. Peygamberin hayatıyla başlatıp aynı zamanda diğer ilim dallarına da yer vermesi ve bunları felsefi bir bakış açısıyla okuyucuya sunması, döneminin entelektüel ortamına çok farklı bir eser sunmuştur. Bununla birlikte İslam tarihini siyasi, sosyokültürel ve din açısından ele almasıyla tarihçileri olduğu gibi sosyoloji, dini ilimler, felsefe ve dinler tarihi araştırmacıları gibi hemen hemen tüm alan araştırmacılarına hitap etmiştir.[12]

Tarih ilminin bir disiplin olarak ortaya çıkmasını tarih felsefesine bağlayan Filibeli ilmin bir şeyin “nasıl” olduğunu araştırdığını ancak felsefenin “niçin” öyle olduğunu incelediğini söylemiştir.[13] Filibeli felsefi konulara duyduğu yoğun ilgiden dolayı tarih konusuna da felsefi zaviyeden bakarak olayları değerlendirmeyi tercih etmiştir. Tarih felsefesi sayesinde araştırma, açıklama, karşılaştırma, sentez ve tenkid yöntemleri İslam tarihi alanını zenginleştirmiş hatta güçlendirmiştir. Tarih felsefesinin önemini vurgulayan Filibeli İslam tarihçiliği yapan kimselere gerçeklerin gizlenmemesi gerektirdiğini ve elde edilen verilerin mantık ve akıl süzgecinden geçirilmesinin gerekliliğini de söylemiştir.[14] Ayrıca, İslam tarihi yazımının çok olduğu ancak bir tarih usulü geliştiren kişilerin nadir yetiştiği ortamda Filibeli Ahmed Hilmi felsefi temellendirmelerle olayları açıklama yaklaşımı İslam tarihi çalışmaları kapsamında bir dönüm noktası olarak kayda geçmiştir.[15]

3.2 Filibelinin Tarih Usulü Anlayışında Rivayet-Hurafe-Esatir İlişkisi

Filibeli klasik tarih yazımından bahsederken rivayet, an’ane ve nakil konularını da incelemiştir. Kendisi bu konuda rivayetlerin hurafelerden arındırılması gerektiğini ve bununda ancak tarihi tenkit metotlarıyla mümkün olduğunu savunmuştur.[16] Rivayetin tarifini yaparken “ilmi olmayan, sağlamca toplanmış ve yazılmamış bir şekilde nesilden nesile aktarılarak gelmiş tarihi gerçekler”[17] olarak nitelemiştir.

Rivayetlerin tarih için çok büyük önem arz ettiğini ancak rivayetlerin tek tek incelenmesi gerektiğini, rivayet edilen kişinin olduğu gibi, rivayetin ve rivayette geçen olayın gerçekleştiği ortamın ve bu ortamın şartlarının da göz önünde bulundurularak değerlendirmeye alınması gerektiğini vurgular.  Bunların yanında rivayetlerin incelenmesinde neden ve nasıl soruları sorulması gerektiğini de savunmuştur. Aynı zamanda incelenen olayın yaşandığı zaman dilimi, sosyal şartları, din anlayışı ve kültür ve değerleri de göz önünde bulundurarak incelemenin tarihi doğru anlamak için gerekli olduğunu söylemiştir.[18] Yine Rivayet konusundaki düşüncesi de Filibelinin tarihçilik konusunda benimsediği usulü gözler önüne sermektedir.

Filibelinin tarih tenkidi konusunda ele aldığı kavramlar arasında Esatir’de[19] yer almaktadır. Kendisi tarihi rivayetleri incelerken onların hurafelerden uzak tutulması gerektiğini sıkça eserinde vurgulamıştır. Bunu yaparken de hurafelerin esatirden ayrı tutulması ve farkının bilinmesi gerektiğini söylemiştir.[20] Filibeliye hurafeleri “hayal ile karıştırılmış ve bozulmuş gerçek olaylardır” şeklinde özetlerken esatiri hakikati olmayan hayal ürünü[21] olarak nitelemiştir ve bunun ortaya çıkışını “insanlığın ilimler ile kâinatın olaylarını anlamaya ve yorumlamaya (tefsir etmeye) gücü yetmediği zamanlarda, bu olayları anlamak ve sebeplerine ulaşmak arzusuyla sırf hayallerden ve kuruntulardan birtakım masalların icadına başlıyor. Fakat bunların tarih bakımından hiçbir kıymeti yoktur”[22] şeklinde ifade ediyor ve devamında aslında esatirin tarih ve felsefede yeri olduğunu da ekliyor. Yazar tarihi rivayetlerde hurafeler ve esatir birbirinden ayrıştırıldığında olayın gerçek anlamının ortaya çıkacağını savunan bir usul benimsemiştir.[23]

Filibeli İslam tarihinin “Hz. Peygamber (sav) ile başlayıp İslamiyet’i din olarak seçmiş olan milletlerin tamamının tarihini içine alır” şeklinde bir çerçeve içinde değerlendirmiş ancak İslam Tarihini sadece olaylar zinciri, savaşlar ve barışlar olarak kayda geçirilen bilgilerin tarih olmadığını savunmuştur. Bunun aksine İslam Tarihinin diğer disiplinlerden elde edilen verilerle zenginleştirerek olayları anlamaya çalışmak olduğunu savunmuş ve bu yaklaşımı olayları tek taraflı değerlendirmemek için önemsemiştir. Filibeli bu amaçla yazdığı Tarih-i İslam eserinde insanı merkeze alarak bir tarih usulü geliştirdiği görülmektedir. Kendisi tarih boyunca oluşan fikir akımlarını, kelami ekolleri ve mezheplerin kurumsallaşması konularını incelemiş ve insanlığın gelişiminde oluşan her fikri oluşumun dikkate alınması gerektiğini savunmuştur.[24]  

Tarihçiliğin nasıl yapılması gerektiğinden bahseden Filibeli klasik İslam tarihçilerinin eserlerini ve yöntemlerini yaşanan olayları sıralayarak rivayetleri yazdıkları yönünde tenkit etmiştir. Ayrıca objektiflikten uzak bir şekilde eserler kaleme alan tarihçileri de eleştirmiştir. Kendi usulüne yakın bulduğu İbn Haldun ve Biruni’nin eserlerinin dışında tenkit metodunu kullanan tarihçilerin çok az olduğundan yakınmıştır.[25]

Filibelinin tarihi tenkid metodlarını uygulayan tarihçiye sorulması gereken soruları şu şekilde özetlemek mümkündür: Tarihçinin sağlam bir tarihi usul ve tekniğe sahip midir? Sosyal gerçeğin çeşitli yönlerini anlamaya yarayacak kuralları biliyor mu? Kendisini, olayları değerlendirirken bağımsız hissedebiliyor mu? Tarih tenkidini bilimsel açıdan mı yoksa bağlı olduğu fikirlerin etkisiyle mi yapıyor? Gerek olayları ayırmak hususundaki tahlili hazırlıkta gerekse onların izah ve terkibiyle tarihi inşa etmede tarihçinin anlayış ve görüşleri yeterli midir? Elindeki belgelere dayanarak sebep-sonuç ilişkisini sağlıklı kurabiliyor mu?[26]

Filibelinin bu eseri yabancı eserlerden öğrenilen yöntemleri kullanarak geleneksel Osmanlı tarih yazıcılığına katkı sunulması bağlamında önemli bir örnek olmuştur. Yazarın yaşadığı II. Meşrutiyet dönemi modernleşme düşüncesinin Osmanlı toplumunu ziyadesiyle meşgul ettiği bir ortamda yeni anlayışa göre yeni bir din ve bilim anlayışı geliştirme ve buna bağlı olarak da yeni bir tarih usulü ve tarih yazımını güncelleme gereği hissedilmiştir. Batı’dan ilmi anlamda faydalanma düşüncesinin yanı sıra aynı zamanda bir de özü muhafaza etme bağlamında Avrupa’nın kültürüne karşı bir duruş ve tepki de meydana gelmiştir. Filibeli bu tepkisini eseri vasıtasıyla tarih üzerinden bir hesaplaşma yoluyla ortaya koymuştur.[27]

Filibeliye göre tarihin kaynakları eski milletlerden kalan eserler, mabetler, piramitler, levhalar, yazılı eserler, destanlar ve rivayetlerdir.[28] Kendisi geçmişin hikayelerini günümüze yansıtacak her kalıntının incelenmeye dair birer kaynak olduğunu savunmuştur. Bunların yanı sıra kendisi de eserinde bilinen klasik tarh kitaplarından olan İbn Battuta’nın Seyahatnamesin, İbn Haldun ve Biruni’nin[29] eserlerinden yararlanmıştır.

Sonuç

20. yüz yıl fikir adamı ve tarihçi olan Filibeli Ahmed Hilmi’nin yaşadığı dönem ve içinde bulunduğu fikri ve felsefi düşünce dünyasının tesiriyle İslam Tarihi yazımında yeni bir usul geliştirdiğini söylemek mümkündür. Felsefeyi tarihi olayları akıl süzgecinden geçirip doğru ile yanlışı dönemin şartlarına göre anlama yöntemini benimsemiş ve bu uğurda yazılı klasik metinlerdeki hurafelerin ve rivayetlerin birbirinden ayırarak değerlendirmeye alınması gerektiğini savunmuştur. Bunla birlikte tarihi eserlere ve içinde geçen olaylara olan yaklaşımı ile okuyucusuna ve geleceğin tarih yazıcılarına kendisinin oryantalistlere yaptığı gibi olayları inceleyerek ince eleyip sık dokuyarak bilgi haznesine alınması gerektiğini öğretmiştir. Filibeli tarih kitaplarındaki bilgilerin akıl süzgecinden geçirilmesi örneği ile aslında Osmanlı’nın gelişimi için gerekli görülen ve batıdan alınan ilmin de aynı usul ile akıl süzgecinden geçirilerek alınması gerektiğine vurgu yapmıştır. Bu bağlamda modern dünyada bilgiye ulaşmanın ve doğru bilgiyi tespit etmenin usulünü bizlere göstermiştir.

BİBLİYOGRAFYA

  • Apak, Adem. “Osmanlı Meşrutiyet Dönemi Tarihçilerinden Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Tarih Metodolojisiyle İlgili Görüşleri”, UÜİFD, (1999), C. 8, S. 8, s. 277-285.
  • Aydın, Ömer. “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Din Anlayışı,” İÜİFD, (2012), S. 4, s. 69-85.
  • Babinger, Franz. Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, (çev.) Coşkun Üçok, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1982.
  • Bektaş, Emine. “II. Meşrutiyet Dönemi Entelektüel Hayatının Önemli Siması: Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi,” Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2015.
  • Çiftçi, Ferhan. “Filibeli Ahmed Hilmi Efendi’nin Din Anlayışı,” Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Isparta, 2015.
  • Gölcük, Şerafettin. “Esatir”, DİA, (1995), c. 11, s. 359-360.
  • Kafesoğlu, İbrahim. “Tarih İlmi ve Bizde Tarihçilik”, Tarih Dergisi, (2011), C. 13, S. 17-18, s.1-16.
  • Kanlıdere, Ahmet vd. Tarih Metodu, (ed.) Zekeriya Kurşun, Anadolu Üniversitesi Yayını, Ağustos 2011.
  • Kütükoğlu, Mübahat. Tarih Araştırmalarında Usul, İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı, 1998.
  • Özdemir, Mehmet. “Reinhart Pieter Anne Dozy”, DİA, (1994), c. 9, s. 513-514.
  • Şehbender Zade Filibeli, Ahmed Hilmi. Tarih-i İslam, Konstantiniyye Matbaası, 1326/1910-1327/1911.
  • Şehbenderzade Filibeli, Ahmed Hilmi. İslam Tarihi, (sad.) Hüseyin Rahmi Yananlı, c.1, İstanbul: Huzur Yayınevi, 2011.
  • Togan, Zeki Velidi. Tarihte Usul, İstanbul: Enderun Yayınları, 1981.
  • Toprak, Zafer vd. Tarih İçin Metodoloji, (ed.) Ahmet Şimşek, Ankara: Pegem Akademi Yayınları, 2015.
  • Uçman, Abdullah. “Şehbenderzade Ahmed Hilmi”, DİA, c. 38, (2010), s. 424-427.
  • Yılmaz, Yasin. “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği,” Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 1994.

 


*Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Yüksek Lisans Öğrencisi,
[email protected]

[1] Abdullah Uçman, “Şehbenderzade Ahmed Hilmi”, DİA, 2010, c. 38, s. 424-425.

[2] Emine Bektaş, “II. Meşrutiyet Dönemi Entelektüel Hayatının Önemli Siması: Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi”, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2015, s. 24.

[3] Uçman, “Şehbenderzade Ahmed Hilmi”, DİA, s. 425.

[4] Mehmet Özdemir “Reinhart Pieter Anne Dozy”, DİA, 1994, c. 9, s. 514.

[5] Adem Apak, “Osmanlı Meşrutiyet Dönemi Tarihçilerinden Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Tarih Metodolojisiyle İlgili Görüşleri”, UÜİFD, 1999. C. 8, S. 8, s. 281.

[6] Şehbender Zade Filibeli Ahmed Hilmi, Tarih-i İslam, Konstantiniyye Matbaası, 1326/1910-1327/1911, s. 8.

[7] Apak, “Osmanlı Meşrutiyet Dönemi Tarihçilerinden Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Tarih Metodolojisiyle İlgili Görüşleri”, UÜİFD, s. 282; “Bundan sonra Tarih-i İslam’ı, olduğu gibi, yani her türlü zevaid ve tezyinattan ari olarak yazacağız. Bizim fikrimize göre İslam’ın ulviyeti bir din-i tabii ve hurafat ve esatirden ari oluşundadır. Güzel bir vücudun, giran-baha ve musanna’ elbiselerle güzelliği artmaz, bilakis setr edilmiş olur. İslam nazarı tetkike ne derece üryan konulursa güzelliği o derece artar.” Şehbender Zade, Tarih-i İslam, s. 109; “din-i İslam’da akl u fen haricinde bir şey bulunmadığını” a.g.e. s. 101.

[8] Uçman, “Şehbenderzade Ahmed Hilmi”, DİA, s.424.

[9] Şehbender Zade Tarih-i İslam; “İnsanlığın hayat hikayesi, insanlığın ortaya çıkışından itibaren nasıl yaşadığı ne yaptığı ve ne düşündüğünü” Yasin Yılmaz, “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 1994, s. 76. 

[10] Şehbender Zade, Tarih-i İslam, s. 2.

[11] Şehbender Zade, Tarih-i İslam; Apak, “Osmanlı Meşrutiyet Dönemi Tarihçilerinden Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Tarih Metodolojisiyle İlgili Görüşleri”, UÜİFD, s. 281.

[12] Apak, “Osmanlı Meşrutiyet Dönemi Tarihçilerinden Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Tarih Metodolojisiyle İlgili Görüşleri”, UÜİFD, s. 280.

[13] Yılmaz, “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 58.

[14] Yılmaz, “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 78.

[15] Apak, “Osmanlı Meşrutiyet Dönemi Tarihçilerinden Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Tarih Metodolojisiyle İlgili Görüşleri”, UÜİFD, s. 279.

[16] Şehbender Zade, Tarih-i İslam, s.8; Yılmaz, “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 76. 

[17] Şehbender Zade, Tarih-i İslam, s.8. 

[18] Yılmaz, “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 77.

[19] Uydurulmuş sözler, hurafeler anlamında Kur’an-ı Kerimd’de yer alan bir tabir. Şerafettin Gölcük “Esatir”, DİA, 1995, c. 11, s. 359.

[20] Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi, “İslam Tarihi”, (sad.) Hüseyin Rahmi Yananlı, C.1, Huzur Yayınevi, İstanbul 2011, s. 12-13.

[21] Yılmaz, “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 76. 

[22] Şehbenderzade Filibeli, “İslam Tarihi”, s. 38; Yılmaz, “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 76. 

[23] Şehbenderzade Filibeli, “İslam Tarihi”, s.37.

[25] Şehbender Zade, Tarih-i İslam, s. 3.

[26] Yılmaz, “Filibeli Ahmed Hilmi’nin Hayatı ve Tarihçiliği”, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 79.

[27] Bektaş, “II. Meşrutiyet Dönemi Entelektüel Hayatının Önemli Siması: Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi”, s. 88.

[28] Şehbender Zade, Tarih-i İslam, s. 16.

[29] Bektaş, “II. Meşrutiyet Dönemi Entelektüel Hayatının Önemli Siması: Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi”, s. 89.