İDE KONFERANSLARI SERİSİNİN BU AYKİ KONUĞU ALEV ALATLI OLDU!

İDE KONFERANLARI SERİSİNİN BU AYKİ KONUĞU ALEV ALATLI OLDU!
Alev Alatlı, İDE Konferansları çerçevesinde 27 Aralık 2021 günü Saat 20.00’de “Saçaklı Mantık, Fizik ve İlahiyat” başlıklı online konferans verdi.
Konuşmasına matematik eleştirisi ile başlayan Alatlı, matematiğin insanın anlamlandırma çabasının bir sonucu olarak ortaya çıktığını ifade etti. Bu nedenle matematiğin, insan yapımı bir sistem olduğunun kabulü ve içselleştirilmesinin önemine işaret etti. Matematiğin, statik, durağan durumları ifade eden ve “kendi anlattığı şeyin dönüp tekrar kendine geldiği” totolojik bir anlatım biçimi olduğunu belirten Alatlı, Einstein’a atıfla matematik kurallarının gerçeği yansıttığı sürece kesin olmadıklarını, kesin olduklarında ise gerçeği yansıtmadıklarını vurguladı.
Diğer taraftan fiziğin varlığının ise kâinatı, insanı, hayatı kuşatan hareketler bütününden müteşekkil olduğunu ifade etti. Matematiğin aksine fiziğin Allah yapısı olduğuna işaret ederek fiziği, matematik ile anlatmanın yanlışlığını dile getirdi. Bu doğrultuda Alatlı, “İnsanlığın en büyük felaketi, matematiğin fiziği takip etmeyi bıraktığı zamandır. Matematik fiziğin peşinden gitmemeye başladığında kıyameti beklemek gerekir.” dedi.
Batı’nın düşünce dünyasının temelini oluşturan Aristo Mantığının “evet-hayır”, “siyah-beyaz” derecesinde kesinlik üzerine kurulu olduğuna değinen Alatlı, Birinci Aydınlanma döneminde Newton’un, Aristo Mantığını matematik üzerinden uzay bilimlerine uygulayarak kâinatın, kesinlik derecesinde kanıtlanabilir/anlaşılabilir olduğu iddiasında bulunduğunu ifade etmiştir. Ancak durağan olan Aristo Mantığı ve matematik ile hareket hâlindeki sonsuz olanı tam olarak anlamanın mümkün olmadığını, mutlaka bir şeylerin dışarıda kaldığını belirtmiştir. Bu gerçeğe rağmen Batılı bilim insanlarının, ürettikleri sistemin çökmemesi adına hayatın/varlığın gri alanlarına dair olguları, yapay bir kural ve simgeler manzumesinden ibaret olan matematiğin siyah beyaz verileri ile açıklamaya devam ederek yaptıkları bilim bağnazlığına vurgu yaptı.
Katoliklerin bu kadar katı/kesin yargı sahibi olmalarının, insanları aforoz edip yakmalarının, papazların din anlayışının ötesinde siyah-beyaz üzerine kurulu dönemin habitusuna dayandığını belirtti.
Doğru düşünme sanatı dediğimiz şeyin en az 2000 yıldır Aristo’dan sorulduğunu, ancak hiçbir şeyin sabit olmadığı, her an her şeyin değiştiği kâinatta ve sahici dünyada bunun doğru olmadığını ifade eden Alatlı, zaman içinde modern matematiğin dahi siyah-beyaz olmadığının anlaşıldığını ifade etmiştir. Bernard Russel’a atıfla modern matematiğin temelinde, bir şeyin aynı anda hem doğru hem yalan olma durumunu ifade eden “Giritli Yalancı İkilemi”nin yattığına değindi. Bu nedenle matematiğin sahici dünya ile olan uyumsuzluğuna işaret etti. Aristo Mantığı ve matematiği esas Batı’nın sahici dünyanın griliğini ve saçaklı olma hâlini kabul etmediğine işaret etti. Matematiğin ve Aristo Mantığının peşinden giden bu anlayışın Batı’da kültürden edebiyata, sanattan siyasete, mimariden teknolojiye kadar tüm alanları kuşattığını; bu açıdan “bilgisayarı”, siyah-beyaz dünya anlayışının zaferi olarak okumanın mümkün olacağını belirtti.
Alev Alatlı, konuşmasına Doğu’nun benimsediği Saçaklı Mantık (çok değişkenli mantık) ile devam etti. Saçaklı Mantığın, Aristo Mantığın bittiği yerde başladığını dile getirdi. “Sahici dünyada mantıklı düşünme diye bir şey varsa bu, en iyi ihtimalle Saçaklı Mantıktır.” diyen Alatlı, Saçaklı Mantığın temel kuralının “akla yatkınlık” olduğunu ifade etti.
Alatlı, iman ile küfrü, siyah-beyaz veya sıfır-bir olmaktan çıkaran “el-Menzile Beyne’l-Menzileteyn” ilkesi ile Mu’tezilenin İslam dünyasında Saçaklı Mantığın kurucuları olarak kabul edilebileceğini ifade etti. Mu’tezilenin İslam dünyasına “hem-hem de”yi taşıyarak asıl katkısını fizik alanında yaptığına dikkat çekti. Günümüzde ortaya çıkan IŞİD ve Taliban benzeri yapıların, dini yorumlama biçimlerinde Aristo Mantığının kolaycılığına sığındığına işaret etti.
Saçaklı (Fuzzy) Mantığın, günümüzde bilhassa yapay zekâda yaşanan teknolojik gelişmelere zemin hazırlayan bir işlev gördüğünü dile getiren Alatlı, siyah-beyaz Aristo Mantığına göre bir makinenin akıllı/esnek olması mümkün değildir, dedi. Doğu’nun, Saçaklı Mantığın bu yönünü 70’lerden itibaren yüksek teknolojik çıktıya dönüştürmeyi başardığını, 90’lı yıllarda Çin’de on bini aşkın Fuzzy öğrencisi olduğunu belirtti. Son zamanlarda yaşanan ABD-Çin mücadelesini, Aristo mantığının sunduğu kesinliğin inanılırlığını ve önemini kaybetmesi nedeniyle Batı’nın, matematiksel silahlanmada saçaklı mantığı tekeline alma mücadelesi olarak okumanın mümkün olduğuna değindi.
Bugün gelinen noktada son yüzyılda insanlık olarak İkinci Aydınlanma Dönemine girildiği yönünde görüşlerin dillendirilmeye başladığını ifade eden Alatlı, bu dönemde Batı’nın, dünyayı anlamlandırmadaki yetersizliğinin farkına vardığını, ancak bunu aşmak için geliştirdiği “Rabbü’l-Âlemîn’i, âlemden kovan” Hümanist anlayışın, insanın haddini kaybetmesine yol açtığına işaret etti.
İnsanlığın geldiği bu durumdan tedirginliğini dile getiren Alatlı, bu farkındalığın, insanın haddini bileceği, “vahiy” ile öğrenme yönünde ilerlemesi gerektiği temennisini ifade etti. Bu açıdan günümüz İslam ilahiyatının buna kayıtsız kalmaması gerektiğini vurguladı. İlahiyat fakültelerinde fiziğin gelişimini, matematiğin insanlık tarihindeki yerini bilmenin, kozmoloji öğrenmenin önemine işaret etti. Bunun için de ilahiyat fakültelerinde din bilimleri ve İslami ilimler dışında medeniyet tarihi, bilimler tarihi, felsefe, kozmoloji ve Türkçe gibi derslerin zorunlu olarak müfredata dahil edilmesi gerektiğini belirtti.